Rasulullah (sas) Bir Yorumcu muydu?

Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti’nin Müslümanları bağlayıcılığı hususunda Ümmetin ilmine ve akidesine aykırı seslerden bazıları; Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti’nin sadece onun tavsiyeleri olarak alınabileceğini, Onun örnekliğinin bununla sınırlı olduğunu, fakat mutlak olarak örnek alınamayacağını söylüyorlar.

Bunların bir kısmı; hadis ve ilmlerinin tedrisatından geçen bilgin cahiller, diğerleri ise, hadis ilminden nasipleri, tercüme eserler ve müsteşriklerin kitapları ve makaleleri olanlar.

Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) örnek almak söylemi ne Kur’an’da Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) itaatla ilgili kavramların kuşatıcılığını açıklayabilir ve ne de sünnetteki kavramların ona itaati ve sünnetiyle amel etmeye dair olan kavramların dile getirdiğini izah edebilir. Bunun için uydurma kavramlar ve uydurma bir dil üzerinden O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetiyle ilgili ilmin ve usulün anlaşılması müşkildir.

Bazı kimseler, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem)  elbette sünneti denilen bir vakıanın olduğunu söylemekle beraber, bunu ispat için Rasulullah’ın (sallallahu aleyehi ve sellem) sünneti hakkında ondan bir tek hadis bile zikretmezler. Bu sinsi din ve özgürlük tacirleri; aklı yetmeyenlerin zihinlerini parlak sloganlarla iğfal ediyorlar. Gençler işin kolay tarafını tercih ederek, bu sloganlar üzerinden Sünnet’e ve Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem)  itaate yaklaşıyor ve bununla Sünneti, Sünnet âlimlerini ve onların ortaya koydukları usulü reddedebiliyorlar.

Bu modernistler ve yenilikçiler; hadisten söz ederlerken, hadisi kendilerine getiren sahabenin; aynı güvenilirlikle getirdikleri Kur’an’ı sağlam ve değişmez bir metin olarak getirmelerine rağmen, Kur’an gibi Rasulullah’ın da (sallallahu aleyehi ve sellem) Sünnetini yaşayarak ve öğreterek ve sağlam bir şekilde senedleriyle naklettikleri Sünnetini, bu insanların adaletini ve güvenilirliklerini hiçe sayarak götürüp  Kur’an’a arzetmek istiyorlar.

Kur’an’a hadisleri arzetme; hadis ilminin çetin kaidelerini ve usulünü aklen hazmedemeyen ve kendi hakîr nefislerinin; dağ gibi yüceliklere sahip sahabenin ve hadis âlimlerinin şahsiyetleri, ahlakları ve dinlerindeki sebatları karşısında darmadağan olacağını bildikleri için kendilerinden daha faziletli, daha emin ve daha dürüst, daha ahlaklı ve daha akıllı, daha abid, daha zahid, daha mücahid ve daha da âlim olan ümmetimizin âlimlerini kıskanıyorlar ve onları aşağı görüyorlar.

Hadis’e ve Sünnet’e karşı kalplerinde maraz ve dillerinde eğrilik olanların kalplerindeki eğrilik dillerine ve nefislerindeki isyan ve Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) akıl adına ileri sürdükleri itiraz hayatlarına yansımakta ve bunu ilim ve aklın özgürlüğü adına Sünnetin kabul ve red şartlarından veya ilkelerinden sayarak Müslümanların cümlesinin ilimlerine ve bu ilimlerin usulüne küstahça kafa tutuyorlar.

Ümmetin nifak ehli olan taifeleri, kâfirlerin akıllarından ödünç düşünme imkânları ve yolları bulup devşirmek için dinlerini izzetini yitiriyorlar, kâfirlerin ve müsteşriklerin düşünme metodlarından istifade ederek onların Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “nübüvveti”ni yalanlama projesine arka çıkmak için Kur’an’ı esas alıp Sünneti Kur’an’ın önünde muhakemeye kalkışıyorlar.

Bu iddia sahiplerinin, bu yöntemlerinin, ne Kur’an’dan ve ne de sahih sünnetten bir tek delilleri bile vardır. Üstelik Kur’an ve Sahih Sünnet onların bu iddialarını yalanlamakta, hiçliğini ve dalaletini ispat etmektedir.

Mehmet Emin Akın