Nebevi Sünnet Üzerine Birkaç Söz

َﻤْﺪَ ﻟِﻠﱠﻪِ ﻧَﺤْﻤَﺪُﻩُ وَﻧَﺴْﺘَﻌِﻴﻨُﻪُ ﻣَﻦْ ﻳـَﻬْﺪِﻩِ اﻟﻠﱠﻪُ ﻓَﻼَ ﻣُﻀِﻞﱠ ﻟَﻪُ وَﻣَﻦْ ﻳُﻀْﻠِﻞْ ﻓَﻼَ اﻟْﺤ ﻫَﺎدِيَ ﻟَﻪُ وَأَﺷْﻬَﺪُ أَنْ ﻻَ إِﻟَﻪَ إِﻻﱠ اﻟﻠﱠﻪُ وَﺣْﺪَﻩُ ﻻَ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ وَأَنﱠ ﻣُﺤَﻤﱠﺪًا ﻋَﺒْﺪُﻩُ وَرَﺳُﻮﻟُﻪُ

“Gerçek Hamd Allah’adır. O’na hamdeder ve O’ndan istiânede bulunuruz. Kimi Allah hidayet erdirirse, onu dalalete düşürecek kimse yoktur. Kimi de dalalete düşürürse, onu hidayete erdirecek kimse yoktur. Şehadet ederim ki; bir Allah’tan başka ilah yoktur, ilah yalnız O’dur; O’nun ortağı yoktur ve [yine şehadet] ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve Rasulü’dür.

Allah’ın Rasulü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) sevmek ve O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat etmek, Allah’a itaattir. Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) itaatı sadece Kur’an’ın nasslarını tebliğiyle yükümlü olmakla sınırlayıp, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bize bıraktığı Sünneti’nde O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) ittiba etmemek ve hadisleri dinde önemsememek, ancak zındıkların, Allah’ın kitabının gösterdiği hidayet yolundan sapanların veya Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) uymak istemeyen kafırlerin şiarıdır.
Allah Azze ve Celle:

ﻣﱠﻦْ ﻳُﻄِﻊِ اﻟﺮﱠﺳُﻮلَ ﻓـَﻘَﺪْ أَﻃَﺎعَ اﻟﻠّﻪَ وَﻣَﻦ ﺗـَﻮَﻟﱠﻰ ﻓَﻤَﺎ أَرْﺳَﻠْﻨَﺎكَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺣَﻔِﻴﻈﺎً

“Kim Rasule itaat ederse, mutlak olarak Allah’a itaat etmiştir.”

( Nisa:80 )
اﻟﻠﱠﻪَ ﻭﻣﺎ ﺃﺭﺳﻠﻨﺎ ﻣﻦ ﺭﺳﻮﻝ ﺇﻻﹼ ﻟﻴﻄﺎع ﺑﺈﺫﻥ “… Biz hangi rasulümüzü göndermişsek, ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik.”

(Nisa:64)

1) Müslümanlar, Rasullere, ancak Allah emrettiği için itaat ederler. 2) “Rasul”e itaat edince “Risalet”e iman edilmiştir.
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
4

ﻳَﺎ أَﻳـﱡﻬَﺎ اﻟﱠﺬِﻳﻦَ آﻣَﻨُﻮا أَﻃِﻴﻌُﻮا اﻟﻠﱠﻪَ وَ أَﻃِﻴﻌُﻮا اﻟﺮﱠﺳُﻮلَ وَ ﻻَ ﺗـُﺒْﻄِﻠُﻮا أَﻋْﻤَﺎﻟَﻜُﻢْ “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin ve Rasule itaat edin, sakın amellerinizi iptal etmeyin!” (Muhammed: 33)

Buyurur. Kur’an’ın hiçbir ayetinde Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) uyup uymama hususunda ististanî bir açıklama getiren bir hüküm yoktur. Diğer bir husus, Kur’an’da Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) “itaat”i ve O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) uymayı emreden ayetlerin tamamı muhkemdir, kesin hükümler ifade ederler. Bu ayetleri tahsis eden herhangi bir ayete de Kur’an’da rastlamıyoruz. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eğer Allah’ın vahyi’nin Yeryüzünde emini olunca -ki öyledir- bizim de O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) “her sözü”nde ve “her davranışı”nda Allah’ın hidayeti üzere görmemiz gerekir. Eğer o Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) hem vahyi “tebliği”nde, hem de onu “tebyin etme”de “emîn” olmazsa ve Allah tarafından korunmazsa; Allah’ın kitabının emîn olarak bize ulaştığını ve onda hiçbir tahrifin olmadığına dair, güvenilir ve sağlıklı bir açıklamasını kim yapacak? Zındıklarla heva ve heveslerine kapılmış olan münafıklar, Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnet’ini ve de hadislerini kabul etmeyip dışlarken, bunu tedrici olarak yapmaktadırlar; önce, haberlerin sıhhati üzerinde tartışırlar, sonra sahabenin ve hadis ravilerinin ma’sum olmadıklarını, sonra hadislerin geç dönemde tedvin edildiğini, sonra hadislerde çelişkiler olduğunu ve en sonra da Kur’an’a arzedilmesi gerektiğini ve Kur’an’la çelişen hadislerin ayıklanmasından söz ederler. Bu itirazların hepsi; önce sahabenin güvenilirliğini reddetmek istemektedir, sahabenin güvenirliğini reddettiğimiz zaman, bizimle Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve bizimle Kur’an arasında sağlam bir bağın ve isnad yolunun olduğundan söz etmenin bir anlamı kalmamıştır. Çünkü Sünneti ve hadisleri bize sağlıklı ve sağlam bir isnadla rivayet etmeyen veya hadis rivayetinde güvenilir olmayan bir rivayet kaynağının Kur’an’ın rivayetinde güvenilir olduklarından söz etmenin bir manası kalmaz. Sıdk’ın ne olduğunu bu ümmet; Allah’ın kitabı ve Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) terbiye ve tezkiyesi vesilesiyle öğrenmiştir. Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına “kitabı” “ hikmeti” öğretip onları “tezkiye” ettiğini söyleyen isnad ilmini inşa eden âlimler ve raviler değil, bizzat Allah’tır. Allah onları; sözlerinden, amellerinden, ilimlerinden Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) itaatlerinden, sevgilerinden ve sıdkların ötürü tezkiye etmiştir. Allah’ın tezkiye ettiği bu mübarek insanların güvenilmez olduğunu yahut onlardan sonra, onlara “ihsanla uyanların” dinde ve isnad ilminde güvenilmez olduğunu söylemeleri başta Allah’ın tezkiyesini kabul etmeme ve sonra da bu ümmetin salih imamlarını tekzip etmek demektir. Allah’ın tezkiye ettiklerini dindeki haberlerin sağlam kaynağı kabul etmeyen Allah’ın onlar hakkındaki tezkiyesini de kabul etmemiştir.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
5

رَﺑـﱠﻨَﺎ وَاﺑـْﻌَﺚْ ﻓِﻴﻬِﻢْ رَﺳُﻮﻻً ﻣﱢﻨـْﻬُﻢْ ﻳـَﺘـْﻠُﻮ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ آﻳَﺎﺗِﻚَ وَ ﻳـُﻌَﻠﱢﻤُﻬُﻢُ اﻟْﻜِﺘَﺎبَ وَ اﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ وَﻳـُ ﺰَﻛﱢﻴﻬِﻢْ إِﻧﱠﻚَ أَﻧﺖَ اﻟﻌَﺰِﻳﺰُ اﻟﺤَﻜِﻴﻢُ “…Sen’in ayetlerini tilavet etsin, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları TEZKİYE ETSİN (arındırsın)” (Bakara:129)

Bu ayette: Rasul;

1) Allah’ın ayetlerini okur 2) el-Kitabı, sahabeye Allah’ın vahyi hakkında “ilim” sahibi olmaları ve ilmî melekelerinin gelişmesi için öğretir 3) el-Hikmet’i öğretir. 4) Ashabını tezkiye eder
ﻛَﻤَﺎ أَرْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻓِﻴﻜُﻢْ رَﺳُﻮﻻً ﻣﱢﻨﻜُﻢْ ﻳـَﺘـْﻠُﻮ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ آﻳَﺎﺗِﻨَﺎ وَ ﻳـُﺰَﻛﱢﻴﻜُﻢْ وَ ﻳـُﻌَﻠﱢﻤُﻜُﻢُ اﻟْﻜِﺘَﺎبَ وَ اﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ وَﻳـُﻌَﻠﱢﻤُﻜُﻢ ﻣﱠﺎ ﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮاْ ﺗـَﻌْﻠَﻤُﻮنَ

[Bakara:151]

1) Ayetlerimizi okur 2) Sizi tezkiye eder 3) Size, el-Kitabı; “ilim” melekesi oluşturması için öğretir 4) Size el-Hikmet’i öğretir.
… ﻳـَﺘـْﻠُﻮ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ آﻳَﺎﺗِﻪِ وَ ﻳـُﺰَﻛﱢﻴﻬِﻢْ وَ ﻳـُﻌَﻠﱢﻤُﻬُﻢُ اﻟْﻜِﺘَﺎبَ وَ اﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ وَإِن ﻛَﺎﻧُﻮا ﻣِ ﻦ ﻗـَﺒْﻞُ ﻟَﻔِﻲ ﺿَﻼَلٍ ﻣﱡﺒِﻴﻦٍ “…O’nun ayetlerini tilavet etsin, onları TEZKİYE ETSİN (arındırsın) onlara kitabı ve hikmeti öğretsin..”

(Cumua:2)

Bu ayette Rasul; 1) Allah’ın ayetlerini okur 2) Ashabını tezkiye eder 3) el-Kitabı sahabede “ilim” melekesi oluşturması için öğretir 4) el-Hikmet’i öğretir.
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
6

ﻟَﻘَﺪْ ﻣَﻦﱠ اﻟﻠّﻪُ ﻋَﻠَﻰ اﻟْﻤُﺆﻣِﻨِﻴﻦَ إِذْ ﺑـَﻌَﺚَ ﻓِﻴﻬِﻢْ رَﺳُﻮﻻً ﻣﱢﻦْ أَﻧﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻳـَﺘـْﻠُﻮ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ آﻳَﺎﺗِﻪِ وَﻳـُ ﺰَﻛﱢﻴﻬِﻢْ وَ ﻳـُﻌَﻠﱢﻤُﻬُﻢُ اﻟْﻜِﺘَﺎبَ وَ اﻟْﺤِﻜْﻤَﺔَ ..

“…O’nun ayetlerini tilavet etsin, onları TEZKİYE ETSİN (arındırsın) onlara kitabı ve hikmeti öğretsin..”

(Al-i İmran:164) Bu ayette Rasul;

1) Allah’ın ayetleri okur 2) Ashabını tezkiye eder 3) el-Kitabı, sahabede “ilim” melekesi oluşturması için öğretir 4) el-Hikmet’i öğretir.
ﻗُﻞْ إِن ﻛُﻨﺘُﻢْ ﺗُﺤِﺒﱡﻮنَ اﻟﻠّﻪَ ﻓَ ﺎﺗﱠﺒِﻌُﻮﻧِﻲ ﻳُﺤْﺒِﺒْﻜُﻢُ اﻟﻠّﻪُ وَﻳـَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻜُﻢْ ذُﻧُﻮﺑَﻜُﻢْ وَاﻟﻠّﻪُ ﻏَﻔُﻮرٌ رﱠﺣِﻴﻢٌ

“DE Kİ: eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da siz sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”

(Al-i İmran:31)

Bu ayette: 1) Allah’ı sevmenin şartının rasule “ittiba” olduğu, 2) Sahabe ve diğer Müslümanların günahlarının bağışlanması ve onlara merhamet edilmesi, Rasule itaat şartına bağlanıyor. 3) Rasule (sallallahu aleyhi ve sellem) “ittiba” olmadan Allah’ın sevgisi gerçekleşmiyor. Bu ayetten de anlıyoruz ki; Allah’ın bizleri sevmesi ancak ona ittiba” iledir.
وَ إِن ﺗُﻄِﻴﻌُﻮﻩُ ﺗـَﻬْﺘَﺪُوا “..eğer O’na itaat ederseniz hidayete erersiniz”

(Nur:54)
Bu hüküm, O’na itaat edilmediği zaman hidayetin söz konusu olmayacağına açık bir delalettir.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
7

ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺎنَ ﻟَﻜُﻢْ ﻓِﻲ رَﺳُﻮلِ اﻟﻠﱠﻪِ أُﺳْﻮَةٌ ﺣَﺴَﻨَﺔٌ ﻟﱢ ﻤَﻦ ﻛَﺎنَ ﻳـَﺮْﺟُﻮ اﻟﻠﱠﻪَ وَاﻟْﻴـَﻮْمَ اﻵْﺧِﺮَ وَذَﻛَﺮَ اﻟﻠﱠﻪَ ﻛَﺜِﻴﺮاً

“Sizden Allah’ı ve ahiret gününü dileyen ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Rasulü’nde uyulması gereken güzel bir örnek vardır.”

(Ahzâb:21) ﻓِﻲ رَﺳُﻮلِ اﻟﻠﱠﻪِ
cümlesi, “gerçek anlamda” Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün sözlerinde ve davranışlarında yani, Sünnet ve siretinde Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah’ı çok zikredenler için asla bir tek kusuru ve ayıbı olmayan; dini, ahlakî ve şerî bir örneklik vardır.

ﻳَﺎ أَﻳـﱡﻬَﺎ اﻟﱠﺬِﻳﻦَ آﻣَﻨُﻮاْ أَﻃِﻴﻌُﻮاْ اﻟﻠّﻪَ وَأَ ﻃِﻴﻌُﻮاْ اﻟﺮﱠﺳُﻮلَ وَ أُوْﻟِﻲ اﻷَﻣْﺮِ ﻣِﻨﻜُﻢْ ﻓَﺈِن ﺗـَﻨَﺎزَﻋْﺘُﻢْ ﻓِﻲ ﺷَﻲْءٍ ﻓـَﺮُدﱡوﻩُ إِﻟَﻰ اﻟﻠّﻪِ وَاﻟﺮﱠﺳُﻮلِ إِن ﻛُﻨﺘُﻢْ ﺗـُﺆْﻣِﻨُﻮنَ ﺑِﺎﻟﻠّﻪِ وَاﻟْﻴـَﻮْمِ اﻵﺧِﺮِ ذَﻟِﻚَ ﺧَﻴـْﺮٌ وَأَﺣْﺴَﻦُ ﺗَﺄْوِﻳﻼً

“ Ey İman edenler! Allah’a itaat ediniz ve Rasule de (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat ediniz, sizden olan emir sahiplerinde de. Eğer herhangi bir şeyde çekişmeye düşerseniz, onu Allah’a ve Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) götürünüz; eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız! ”

(Nisa: 59)

Ahzab suresi 21. ayet-i kerimesiyle Nisa suresi 59. ayet-i kerimelerinden öğrendiğimiz;

1) Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsak; Allah’ın Rasulü’nde; rasul olarak kimse ve nasıl yaşamış ise, onda bizim için “usve-i hasene” vardır. 2) Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsak; a. Allah’a itaat edeceğiz (Kur’an’a iman etmek ve onunla amel edeceğiz) b. Rasule itaat edeceğiz. (Rasul’ün sözlerine ve ahlakına uyup onunla amel edeceğiz) c. Allah’a ve Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat etmesi şartıyla “ulu’l-emre” de -itaat edeceğiz- d. Bu bizim için, daha hayırlı ve işleri hakikatına uygun olarak yapmak “te’vil” olarak daha güzeldir.
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
8

Burada; kendisine “itaat”i isteyen Allah’tır. Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) “itaati” isteyen yine Allah’tır. Ulu’l-Emre”e itaati emreden yine Allah’tır. Bunun Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsak bizim için daha hayırlı, en isabetli ve hakk olanı işlemek olduğunu söyleyen yine Allah Azze ve Celle’dir. Allah bu kadar söyledikten sonra; Allah’ın bu muazzam emirlerine karşı söz söylemek, sözünü Allah’ın sözlerini üzerinde tutmak ve Allah’a hudud çizmektir.
ﻓَﺬَﻟِﻜُﻢُ اﻟﻠّﻪُ رَﺑﱡﻜُﻢُ اﻟْﺤَﻖﱡ ﻓَﻤَﺎذَا ﺑـَﻌْﺪَ اﻟْﺤَﻖﱢ إِﻻﱠ اﻟﻀﱠﻼَلُ ﻓَﺄَﻧﱠﻰ ﺗُﺼْﺮَﻓُﻮنَ “İşte bu sizin Hakk olan Rabbiniz! Öyleyse, Hakk’tan sonra dalaletten başka ne vardır, size ne oluyor nasıl çevriliyorsunuz?””

(Yunus:32)

ﻳَﺎ أَﻳـﱡﻬَﺎ اﻟﱠﺬِﻳﻦَ آﻣَﻨُﻮا ﻻَ ﺗـُﻘَﺪﱢﻣُﻮا ﺑـَﻴْﻦَ ﻳَﺪَيِ اﻟﻠﱠﻪِ وَرَﺳُﻮﻟِﻪِ وَاﺗـﱠﻘُﻮا اﻟﻠﱠﻪَ إِنﱠ اﻟﻠﱠﻪَ ﺳَﻤِﻴﻊٌ ﻋَﻠِﻴﻢٌ

“Ey iman edenler! Allah’ın (sözünün ve hükmünün) önüne ve Rasul’ün (sözü ve hükmünün) önüne bir şey çıkarmayınız. Allah’tan takva ile sakının. Allah gerçekten duyucu ve çok bilicidir.”

(Hucurat:1)

أَﻟَﻢْ ﻳـَﻌْﻠَﻤُﻮاْ أَﻧﱠﻪُ ﻣَﻦ ﻳُﺤَﺎدِدِ اﻟﻠّﻪَ وَرَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻓَﺄَنﱠ ﻟَﻪُ ﻧَﺎرَ ﺟَﻬَﻨﱠﻢَ ﺧَﺎﻟِﺪاً ﻓِﻴﻬَﺎ ذَﻟِﻚَ اﻟْﺨِﺰْيُ اﻟْﻌَﻈِﻴﻢُ

“Onlar, kim olursa olsun; Allah’a ve Rasulü’ne -had koyarak- düşmanlık edenlerden her biri için cehennemde hiç ölmeden cezalandırılmak olduğunu bilmediler mi? İşte gerçek utanç budur”

(Tevbe:63)

ذَ ﻟِﻚَ اﻟْﻜِﺘَﺎبُ ﻻَ رَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ﻫُﺪًى ﻟﱢﻠْﻤُﺘﱠﻘِﻴﻦَ “KİTAP BUDUR Onda asla kuşku[duyulacak bir şey] yoktur.

MUTTAKİLER için HİDAYETTİR” (Bakara: 2)
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
9

İşte bütün bu ayetleri Bakara suresinin 2. ayetinde Kur’an’ın kimlere “hidayet” olduğu üzerinde iyice düşündüğümüz zaman; Kur’an’ın kimlere hidayet olduğunu ve kimler için de azabın müjdeleyicisi olduğun görmüş oluruz! Bununla şunu öğrenmiş oluyoruz: Muttakiler ancak, yukarıda rabbimizin mübarek ve hidayet olan sözlerine iman edip itaat edip itaat edilmesini emrettiklerine de itaat edenlerdir. Çünkü Rabbimiz bunu kendisine ve ahiret gününe imanın esaslarından saymıştır. “Eğer iman ediyorsanız..” demek ne demektir? Allah’a iman, O’nun emrettiklerine de imandır. O’na iman edip Yahudiler gibi “İşittik ve isyan ettik” (Bakara:93) demek ancak bu ümmetin akidesinden ayrılmış olan münafıkların özelliğidir.

Netice:

Rasule (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat edilmeden Kur’an’ın hidayetine ermek mümkün değildir. Kur’an’ın getirdiği “hidayet” Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) davet ettiği “hidayet” olduğuna göre; Kim Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat etmişse, Kur’an’a itaat etmiştir. Kim Kur’an’ın “hidayeti”ne ermişse, Rasu’le (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat etmekle ve O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) “ittiba” etmekle “hidayet”e ermiştir.

Çünkü Allah Azze ve Celle;

Fasıklar (Münafikun:6) Kafirler (Nahl:107;Maide:67) Müsrif ve çok yalanlayanları (Ğafir:28) Dalalete düşürdüklerini, (Nahl:36) Zalimleri (Maide:51; En’am.144) Çok yalanlayıcı ve çok kâfir olanı (Zümer:3) hidayete erdirmez.
وَإِﻧﱠﻚَ ﻟَﺘـَﻬْﺪِي إِﻟَﻰ ﺻِﺮَاطٍ ﻣﱡﺴْﺘَﻘِﻴﻢٍ

“…Andolsun ki Sen dosdoğru olan bir yola hidayet edersin..”

(Şura:52) Peki, Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu ne ile yapmaktadır? Usve-i hasene oluşu ve en güzel ahlak üzere oluşuyla ve yukarıda zikrettiğimiz “tezkiye” ayetlerindeki “risalet” göreviyle.
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
10

Peki, bu durumda Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem)Sünneti’e uymayı ve İtaat etmeyi reddeden nasıl hidayete ermiş olur mu?

Kendisi hidayet üzere olan; ancak insanları “hidayet” olana; “Kur’an” ve “Hikmet”e davet edecektir. Kur’an’la “hidayet”e erme” ise; ancak O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) tebliğ eden ve O’nun ilmini öğreten Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) tezkiyesinden geçen ve O’nun öğrettiği ilmi ve hikmeti kabul edenler için mümkündür. Sırat-ı Müstekîm ve Hüda; Kur’an ve tevhid dini olan İslam’dır.

Şimdi Düşünelim: Allah Azze ve Celle Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) güvenip O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) bu kadar güzel, yüksek ilim ve ahlakla terbiye edip O’na “risaletini” emanet ettikten sonra, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine ittiba etmeyi ve hadislerini Din’de “hüccet” kabul etmeyi kendileri için “züll” gören ve Rasulullah’la (sallallahu aleyhi ve sellem) beraber yaşamayı ve O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat Kur’an’ın bir tefsiri, tercümesi ve beyanı olarak yaşadığı; hayatını, ilmini ve hikmetini beğenmeyen, küfrün yolundan başka bir yol seçmemiştir. Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) hadisleri dediğimiz zaman, hemen karşınıza rivayetlere güvenilemeyeceği, ravilerin gerçekten var olup olmadıklarının bilinemeyeceği, Kur’an’ın korunup hadisin korunmadığını, hatta Sünneti kaynak kabul etmenin şirk olacağını, bunun Allah’a dininde ortaklar icad etmek olduğunu söylerler. Bu akımın bir diğer yöntemi de, hadisleri Kur’an’a ve akla arz etmeden kabul etmenin doğru olmadığını, yoksa rivayetlere güvenilirse, Dine rağmen bir din oluşturulacağını iddia ederler. Bunların bir diğer kesimi; hadislerin sadece hadis kaynaklarından alınamayacağı, siret, tarih ve kıssalardan da alınması gerektiğini söylerler. Yine bunların bir kısmı da; hadis, sünnet fıkıh adına ne kadar İslami ilmî miras varsa; bunun hepsinin Kur’an’ın ve aklın süzgecinden geçirilmesi gerektiğini, akıl ve Kur’an süzgecinden geçirilmemiş olan hiçbir hadis, Sünnet ve fıkhi bilginin kabul edilmemesi gerektiğini söylerler. Hatta öyleleri var ki, Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) gazvelerini bile kabul etmiyorlar. Çünkü bunların Kur’an’da bir dayanağı yok diyorlar. Bir diğer kesim de; Kur’an’a mütevatir olduğu için inanmadıklarını; fakat “hüda” oluşundan ötürü ona iman ettiklerini söylüyorlar. Bunlara göre, Kur’an varken Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetiyle amel edilemez. Çünkü Din’de iki kaynak olamaz diyorlar. Aslında onlar, Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetinde uymayı temelde şirk olarak Görüyorlar. Ama bunu çok çeşitli söz hileleri ve mantık oyunlarıyla gizliyorlar. Hâlbuki Kur’an’da otuz kadar ayette Allah, Rasulü’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ittiba (uyma) itaat ve O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) emrine aykırı davranmama, O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) eziyet etmeme, sözünü O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) sözünün önüne çıkarmama, O’ndan (sallallahu aleyhi ve sellem) izin almadan bir şey yapmama ve O (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hüküm vermişse, aykırı davranmama O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) rağmen bir yol tutmama (şikak) ve muhalefet
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
11

etmeme, bir meselede çekişmeye ve ayrılığa düştüğümüzde onu, Allah’a ve Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) götürmemiz emredildiğini bütün Müslümanlar bugüne kadar icma ile kabul etmişlerdir. Eğer, hadislerin ve Sünnetin Din’de hiçbir önemi yoksa hem Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) ve hem de O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı yirmi üç yıl niçin bununla amel ettiler? Biz burada bunu detaylarıyla inceleyecek durumda değiliz. Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) dönemindeki “nifak” kısacası O’ndan (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra da hep yaşadı ama hep zelil yaşadı. Ama bugün bu nifak otoritenin, sistemin ve rejimin elinde Kur’an’a, Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetine, İslam fıkhına karşı yüzlerimize yöneltilmiş ve tüm Müslümanları büyük bir fitnenin kenarına getirmek üzeredir. Müslümanların bunu basiretle görmeleri gerekir. Hadis ve fıkıh imamlarımız, Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) hadisini korumak için sahabe dönemi di dâhil, bir iman ve cihad bilinci ve azmiyle Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerini ve Sünnetlerini ezberleyip yazmışlar ve korumuş ve Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) gününden bugüne kadar onunla amel ede gelmişlerdir. Kim, Sünnetle ve hadisle ilgili bir meseleye dilini uzatıyorsa, önce İslam ümmetinin âlimlerinin sahabeden en az 200 yıl öncesine kadar sürdürdükleri ilmi geleneğe baksın ve onu incelesin. Sonra bu konuda çıkıp konuşsun. Ümmetin âlimlerini hiçe sayarak, onları sahabe de dâhil yalancı ilan ederek, ilmi olan usul ve yollardan en azından âlimlerimiz gibi hadise ve Sünnet’e yaklaşmayanlar, en hafif tabirle hevaperest ve bid’at ehlidirler. Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetini inkâr ve fıkhı reddetmenin kapısını bunlar açmaktadırlar. Bizlerin bu nedende Kur’an, Sünnet ve dolayısıyla hadis üzerinde tartışanların, öncelikle; sahabe, tabiun ve onlara ihsanla uyan takva ve cihad ehli İslam alimlerinin ahlakıyla ahlaklanıp ahlaklanmadıklarına bakması gerekir.. Onlar gibi olmasa da, onlara benzemek isteyen birisi olup olmadıklarına bakalım. Sonra onların sözlerini dinleyelim. Ekranlarda kâhinlik yapan ve rejimin kuklası haline gelmiş, dinini şöhret ve gösteriş için satanların ise, söylediklerini Müslümanların âlimlerinin söyledikleri sözlerin mertebesine çıkarmayalım. Bunların, Allah’ın Rasul’ü (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkındaki söylediklerini, Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında söyleselerdi, zaten münafık veya kâfir ilan edilirlerdi. Ama onların, Kur’an ve Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) dinini hayattan kovmuş olanların din adamıdırlar. İslam ilim ve fıkıh tarihinde, sahabeye, Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti’ne bunlar kadar düşman (rafiziler hariç) hiçbir zümre gelmemiştir. Hadis ve Sünnet meselesinde İslam ümmetinin, Kur’an, Nebevî Sünnet, sahabenin ve tabiunun ilmi ışığında oluşturdukları hadis rivayet etme usulünde, ravilerin cerhinde ve ta’dilinde ve hadislerin sıhhatlerini belirlemede uyguladıkları yönteme karşı gelenler ve o yöntemi çürütmek isteyenler; müsteşriklerin İslam ümmetinden bazılarının akıllarına aşıladıkları bir mikroptur. Onun için dikkat ederseniz, bu tür akımlardan her biri, bir veya birkaç müsteşrikin fikirlerini beraber temsil etmektedirler. Müsteşrikler, batı emperyalizmi, Haçlı zihniyeti ve Siyonizm’in emellerinin doğrultusunda en az yüzelli yıldır hadis ve Sünneti Müslümanların gözünde küçük düşürmeye çalışıyorlar. Hadis ve Sünnet korusundaki nifak, inkâr ve kibir dolu karşı çıkışlarda Kur’an adına yapılan itirazların temel bir amacı var, o da; Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Nübüvvet’inin ve risaletinin saygınlığını kırmak ve kalbimizden O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) sevgisini çıkarıp atmaktır. Hıristiyanların Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) aleyhine yazdıkları kitapları inceleyenlerin hemen hepsi bilirler ki, onlar
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
12

Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) İsa’yı (as) İncil ve Tevrat’ın haber verdiği için kıskanmaktadırlar. Dolayısıyla müsteşriklerin hareket tarzının derininde yatan gerçek, Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanlığıdır. Çünkü onlara göre Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) yeryüzünde Hıristiyanlığın en büyük düşmanıdır. O (sallallahu aleyhi ve sellem) Hıristiyanlık önündeki en büyük engeldir. O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvveti yıkılmadıkça ve aşılmadıkça, Kuran’la baş edilemezdi. Hıristiyanlar Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) zaten sevmezler ve O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) her fırsatta hakaretler yağdırırlar. O’ndan (sallallahu aleyhi ve sellem) zaten nefret ediyorlardı. Onların gayeleri, Batı’da O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) Hıristiyanlara karşı kötülemek değildi. Zaten bu düşünce ve duygu orada vardı. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanlığın ve O’nun makamını çok siyasi ve sinsi bir şekilde sarsmanın bir tek yolu vardı, o da; Müslümanların özellikle okuryazarları arasında; hadislerin kaynağı, onları rivayet edenler ve hadisle amel edilip edilmeyeceği, O’nun Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanından sonra da Müslümanlarca kabul edilip edilemeyeceği, kişisel ve evrensel olanlarının ayıklanması konusunda ve daha buna benzer birçok sorular ve şüphelerle, Sünnetin önemini azaltmaya ve sonunda da O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem) topyekün inkâr etmeye yöneldiler. Ama ne yazık ki, hadisten ve Sünnet’ten tüm nasipleri içimizden çıkan, F. Rahman, M. Ebu Reyye vb. zındıkların ve kâfir müsteşriklerin Allah Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) kin ve düşmanlık kokan iğrenç iftira ve fitne dolu malzemeleridir. Bu tür Müslümanların (!?) Nebileri, sanki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) değil de, İ.Goldziher, J.Schaht, L.Massignon, David Samuel Margoliouth, F. Rahman, M. Ebu Reyye vb. olmuşlar. Ümmetin mübarek ve takva ehli dağlar gibi ağırlıkları olan âlimlerinin heybetini küçümseyen bu besle(n)me akımlar, laikliğin, ırkçılığın öncülerinin birer maşası durumundadırlar. Bunlar İslam karşıtı rejimlerin iştahının kabartmaktalar. Çünkü Hadis ve Sünneti dinde bir hiç yerine koymak, Kuran’ı da gündemden kaldıracaktır. Zaten bugün onlara hizmet edip brifingler verip askeri cuntaların din adamlarının yaptıkları nedir ki? İşte böylece Din; fıkıhtan, hadisten ve Sünnet’ten soyutlanmış olacak, Kur’an, kendisini getiren, tebliğ eden onu tefsir ve beyan eden ve insanlara onu öğreten, onun uğrunda ashabıyla canlarını ve mallarını veren ve özellikle de dini Muhammed’siz (sallallahu aleyhi ve sellem) bırakıp önüne gelen her heva ehlinin onunla istediği gibi oynayıp tahrif etmelerine de hazır hale getirilmiş olacak. Kendi akıllarını, bu “ümmetin aklı”ndan daha hayırlı, yanılmaz ve Kur’an’a en uygun akıl gören bu hastalıklı zihniyetler ve bid’at ehli, Kur’an’la birlikte Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) ilmi, Hikmeti, fıkhı, firaseti, siyaseti, hidayeti, nübüvveti ve aklı demek olan Sünnetini ve hadisini görmek istemiyorlar. Akılarını, Kuran’ın mertebesine çıkarıp, Sünnet’e biçtikleri (hâşâ) şirk konumuna, kendi akıllarını koymuş oluyorlar. İşte Kur’an’a karşı savaşının mantığı burada yatıyor. Bunu şimdi belki doğrulamayanlarınız olacaktır, ama bunu bu ümmetin ilim tarihinden biraz da olsa haberdar olan ve bu konuda belki onlarca kez tartışmalara girmiş ve bu zihniyet ehliyle münazaralar etmiş bir insan olarak bunu söylüyorum. Zira Hak ehli, insaf sahibi, Allah ve Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat eden ilimde imamlarımız olan bütün Müslümanlar aynı şeyi söylemektedirler. Kur’an’ın yanına Rasul’ü (sallallahu aleyhi ve sellem) değil de akıllarını koyanlar, hangi akıldan söz ediyorlar? Bu akıl dedikleri nesne de
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
13

mi Kur’an kadar “muhkem” ve “mu’cize” bir niteliğe sahip ki, Kur’an’la beraber onu hakem kılıyorlar? Eğer onlar da birazcık akıl olsaydı, şu gerçeği

anlarlardı; Hadisleri Kur’an’a ve akla arzetme olayında; bu zavallıların savundukları; “Kur’an”ın ve “akl”ın, özellikle de hadis konusunda anlaşıp ittifak ettiğinin kim söylüyor? Ya hadisi Kur’an’a arzetme adına, Kur’an’ı değil de, sırf aklımızı öne çıkarıp hevamızın, hevesimizin dalâletini veya zanlarımızı “akıl” sanıyorsak? Bunun olmamasına bir garanti var mı? “Kur’an” ve “akl” çelişirse, hakem kim e olacak? Öyleya, “akl”ı ve “Kur’an”ı dinde tek kaynak kabul edenler, ihtilaf halinde ne yapacaklar? Dinde Sünneti ikinci kaynak göstermeyi ŞİRK gören nefisperest, TV ekranlarının din tüccarı aydın din adamlığı (!) rolünü oynayan bir adam, kendini Allah’a ortak koşmaktan nasıl kurtaracak? Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) itaati,“Kur’an” Kur’an’la beraber kabul etmemiz Şirk ise, bu bel’am, zaten aklı Kur’an’a denk görmekle, Müslümanlara yamadığı Şirk pisliğinin içine düşmüştür. Böyle kendini bilmez, şımarık ve mürtefin tabakasının kölesi olmuş kimselerin din adına konuşturulması büyük bir utanç ve zulümdür. Bunun karşısında bize çok büyük görevler düşmekte. Bu vesileyle şunu hatırlatmakta yarar olacaktır: Kur’an adına Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kur’an” Sünnetini dışlamak, başta Kur’an’ı dışlamak ve onu yalanlamaktır. Böyle diyenlerin değil tüm Kur’an’ın, siz sadece onlardan sadece üç ayetin emrini yerine getirmelerini isteyin, göreceksiniz ki, onu bile yapamayacaklardır. Bugün bu iddiada bulunanların birçoğunun hayatları, Kur’an’a aykırı. Kendilerini Kur’an’a arzedip önce kendilerini Kur’an’ın tanımladığı din üzere olup olmadıklarına baksınlar sonra kalkıp Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih hadis ve sabit Sünnetini çıkarıp yargılasınlar. Sanki Allah tarafından korunmuş Rasul Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) değil de, kendileriymiş gibi davranan bu zümreler; (teybe etmezlerse) dünya ve ahirette zalimler zümresinden ve Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) muhalefet eden münafıklar taifesinden haşr olunacaklardır. Bu meselede nasıl davranmamız gerektiğinin ilmini ve usulünü; ancak ve ancak Kur’an’dan ve Allah’ın Rasulü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) alırız. Akıllarının ve şehvetlerinin esiri olmuş ve hidayetten uzak bu kimselerden asla ve kesinlikle Kur’an ve Sünnet hakkında bir bilgi almamalı, onların düşünce ve eylemlerine ortak olmamalıyız.. Onlar Kur’an’a iman ettiklerini söyleseler de, yalan söylüyorlar ve nifaklarını gizliyorlar. Onların bu tavırları; “Kur’ancılık” adlı akımı besleyen İslam düşmanı olan kesimlerin çabalarına yardımcı olmakta. Bundan güç bulan İslam olmadığı gibi, zarar gören de batı kaynaklı rejim ve ideolojiler değil. Çünkü başta onlar Sünnette olan birçok hükmün Kur’an’la beraber zikredilmesine razı değiller. Zira o zaman “İslam Gerçeği” anlaşılacak. Şimdi bunların kâhinleri ve din adamları, Kur’an’ı diledikleri gibi tahrif edip saptırıyorlar. Varsın, Kur’an’da hırsızın elini kesmek yazılı olsun. Onlar bunu hemen “hırsızın elini kesmek biraz çızıktırmak” şeklinde yorumlayıverirler. Varsın, Kur’an’da zina edenlerin cezası yüz kırbaç (celde) olsun, onların kâhinleri hemen bunu tevbe ettikten sonra.. suç olmaktan çıkarıp, uygulamadan düşürüveririler. Varsın, Allah, “kendi hükmüyle hükmetyenlerin kâfir, zalim ve fasık” olduğunu söylesin, onlar hemen bunu yorumlamak için İbn Abbas’dan (ra)
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
14

ve daha bilmem kimlerden sözler rivayet ederek, Kur’an’ı ve Rasul’ü (sallallahu aleyhi ve sellem) devre dışı bırakıp İbn Abbas’ın (ra) sözüyle Kur’an’ın

ayetini tahsis ederler. Varsın, Kur’an, “Hac, Zilhicce’nin 10. gününde yapılır” desin Kur’ancılık İslamı adına, hemen buna bir çözüm bulurlar ve yılın tamamında da Hacc’ın olabileceğine dair fetvalar verirler. Kur’an, varsın faizi (ribayı) haram kılsın, onların kâhinleri ve din adamları hemen bugünkü banka faizlerinin Kur’an’daki faizle ilgisi olmadığına dair; Kur’an kelimelerinin tabiri caizse, altını üstüne getirip helâl olduğunun fetvasını bulurlar. Sanki rejim onlar daha doğmadan ribayı helal kabul etmiyormuş! Kur’an, varsın zinaya yaklaşmak haram desin Onlar zinaya teşvik eden bütün davranışlara ve yayınlara bir kılıf bulmasını bilirler. Hatta zinaya hiç ses çıkarmazlar zinayı kadını bedeni üzerinde özgürce tasarruf hakkı olarak görenleri severler ve onların haklarından söz ederler. Kur’an, varsın, örtünmekle ve başından topuklarına kadar kadının cilbabına bürünmesini söylesin, onların kâhinleri; din adına iç çamaşırlarını gösterecek kadar çıplak giyinenlerin karşısında onların çıplak bacaklarına baka baka sahabenin ve İslam âlimlerinin bunca yıldır “Kur’an İslam’ı”na nasıl zulmettiklerini anlatırlar. Siyonizm’in uluslararası tarikatı Masonluğa övgüler yağdırırlar. Kur’an ne derse desin, onların da O’nun karşısına dikecekleri yorumları ve saptırmaları olacak. Şimdi soruyorum size; Sünneti dinin dışına çıkaranlar, küfre mi hizmet ediyorlar, Kur’an’a mı? Kur’an namazı tanımlar ve emreder, onlar bunu da inkâr ederler ve namazı Türkçe kılmayı savunurlar. Bunlar Edison’u cennete sokarlarken, Buharî ve Müslimî (rahmetullahi aleyhimâ) hadis uydurmakla suçlayıp cehenneme gönderirler. Kur’an, Allah’ın hükmünü kurun der, onların din adamları, Kur’an’da devletin olmadığını, Kur’an’ın belli bir devlet şeklini belirtmediğini, Demokrasi’nin şura olduğunu, bugünkü seçim sisteminin tam tamına İslam’a uyduğunu, M. Kemal’in ülkede “Gerçek İslamı” ve “Kur’an İslam’ı”nı uyguladığını, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat diye kendilerini adlandıranların, aslında İslam’ın en büyük düşman olduğunu, bunların din adamları anlatır da anlatır. Hâlbuki M. Kemal; “Gökten indirildiği sanılan hiçbir şeye (ayet) inanmadığını açıkça söylerdi.” (Bkz. 1937 T.B.M.M. Açılış Nutku, 1937) Kur’an, varsın evlilik, nikâh, mehir, boşanma, nafaka, sulh, miras gibi konularında istediği kadar hükümler koysun; onların “Kur’ancılık” yapan ve “Kur’an İslamı” diye kendisiyle batıl murad edilen bir anlayışı- savunan din adamları bunu hemen göz ardı edip geçiştirirler. Başı örtmeyi Kur’an’dan çıkarırlar. Kadınların başları açık gezmelerine izin verirler. Miras ayetlerini hemen iptal ediverirler. İşte böyle değerli kardeşlerim. Hevalarını din edinen zalimler, İslam’ı da hevalarına uydurarak, zaten “Gerçek İslam” da budur diyebilecek kadar utanmazca ve haince gözlerimizin içine baka baka nifaklarını yayıyorlar. Bu ve benzeri örnekleri vermeye sayfalarımız yetmez. Öyleyse, Kur’an’ın bize yüklediği; Rasul’e (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat ve uyma emrini zındıkların anladığı gibi değil, Rasul’ün (sallallahu aleyhi ve sellem) açıkladığı şekilde anlamak zorundayız. Rasul’den (sallallahu aleyhi ve sellem) bize gelen (zayıf, uydurma hadisler hariç) Sünneti ve ilmi almayıp da, kâfir
Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)
15

müsteşriklerinin ateşleriyle aydınlananlar, kendi Rablerine, kitaplarına ve Rasullerine iman etmeyen kâfirlerin Sünnet veya Kur’an hakkındaki

görüşlerine dayanarak ürettikleri safsatalarla cehenneme giden yolu açmaktalar ve oraya birçok insanın girmesine de sebep olmaktalar.

İhlâs sahibi ve Sünnet ehli âlimlerine düşen, bu yolda Hakk’ı haykırmak ve zındıkların karşısında Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetini ve ashabını yalnız bırakmayıp onlara yardım etmektir. Müminlerin Allah’a imandan sonraki en önemli kullukları;

وَﻳَﻨﺼُﺮُونَ اﻟﻠﱠﻪَ وَرَﺳُﻮﻟَﻪُ

“Allah’ı ve Rasulü’nü üstün kılarlar.”

( Haşr:8 ) Buna, Din’de” nusret” adı verilir. Rasul’ü (sallallahu aleyhi ve sellem) üstün kılmak, bir imanî görevdir. O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşantısı, ahlakı, ilmi, hidayeti ve sözlerine hakaret edilip dil uzatılırken, âlimlere susmak haramdır. Bu, onların imanlarında bir sorun olduğuna delâlet eder. Mutteki âlimlerin içine çekildikleri sessizlikten çıkmaları; Kur’an’ın ve Sünnet’in sesini gür ve cesur bir şekilde yükseltmeleri gerekir. Allah’ın Rasulü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) seven ve vicdanı hayy (hâlâ hayatta) ve kalpleri diri olan tüm âlimlerimize bir çağrıdır. İslam’a yeniden dönüş ve dini nefislerimizde, ailemizde ve toplumda ikame etmek istiyorsak ve bunu da “La İlahe İllallah” demenin gayesi olduğuna iman etmişsek, bırakalım yüreklerimiz bütün coşkusuyla özgür olsun, bırakalım dillerimiz ve kalemlerimiz kuşatılmak ve tahrif edilmek istenen Allah’ın Din’ini ve Rasulü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) savunsun.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)