Mevzu Hadis Üzerine

Mevzu Hadis; İslam’ın ilk çağında, İslam’ın çağında İslam’ın varlığını ve risaletini hedef almış bir dinden saptırma ve sapma hareketidir. Hadis uydurmanın temelinde Allah’ın gönderdiği kitaptan ve Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) şirki yeryüzünden kaldrıran; İslam öncesi şirk ve cahiliyye dinlerini ve geleneklerini; nuru ve hidayeti ile kaldıran nübüvvet ve risaletine karşı bir başkaldırı ve sinsi bir şekilde bu davetin getirdiği, ilme, ahlaka ve fıtrîliğe karşı bir düşmanlık ve insanları Allah’ın dininden ve Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) davetinden saptırma ve bu güzel dinden insanları tiksindirme ve uzaklaştırma gayesi yatmaktadır. Mevzu hadis bu yönüyle dinin aslını hedef almıştır. Onun içindir ki, Mevzu hadislerde söz konusu edilen hususlar; aslında daha önceki şirk dinlerinin ve cahiliyyenin ve daha sonra da Yahudiliğin ve Nasranîliğin ruhuna yakınlık arz etmektedir. Çünkü Tevhid’den her sapışta; şirke, Yahudiliğe ve Nasranîliğe bir benzeyiş vardır. Hatta birçok uydurma hadiste İslam öncesi Şirk İmparatorluklarının dinlerinin kalıntısı vardır. Uydurma hadislerde be sebeple birçok mitolojik kıssanın geçmiş olmasının sebebi de budur.

Mevzu Hadislerde Göz Çarpan En Önemli Ayrıntılar Arasında Şunları Sayabiliriz:

1. Mevzu Hadisler; İslam’ın Tevhidi ve Rabbanî risaletinin aslından rahatsızlığı içeren gizli bir mantık içerir.

2. Mevzu Hadisler; Dinin kemale ermesi ve nimetin tamamlanması akidesini ters yüz eden ve bunu sahiplenenlerde, Allah’ın kitabının -haşâ- noksanlığı ve Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) risaletinin kemalini istihfaf edici ve Nübüvvetten razı olmayan bir anlayış söz konusudur.

3. Mevzu Hadisler; Kur’an’la Sünnet’i karşı karşıya getirici bir anlayışı sergilemektedir.

4. Mevzu Hadisler; ilimden ve bilginin sıhhatinden ziyade, duygu, aşırı sevgi ve abartıyı içermektedir. Bunun içindir ki, uydurma hadislerde söz konusu edilen akide ve amellerde Kur’an’ın ve Sünnet’te varid olmayan şeylerden söz edilir.

5. Mevzu Hadislerdeki düşünce tarzı, yalanlamaya, hakkı iptale ve hakkın hakikatini, keyfiyetini ve asaletini tahrif edici, haberlerin kaynağını, çarpıtıcı ve ilmin güvenilirliğini yıkıcı ve dinin erkânını zedeleyici, risalet ve nübüvvete arsındaki bağı koparıcı bir mahiyet sergilemektedir.

6. Mevzu Hadisler, Kur’an’ı yalanlatrmak ve Allah’ın kitabındaki ilmi ve risaleti iptal etmek için Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem)sahte sevgisi ve onun adına yalanı inşa edici bir görev üstlenmiştir. Böylece hem Kur’an’ın nurunu söndürmek istemiş ve hem 2 de Rasulullah’ı(sallallahu aleyhi ve sellem) bir yalancı ve kâhin konumuna koymak istemiştir.

7. Mevzu Hadisler, İlimle Müslümanların arasına büyük bir uçurum koyarak, Müslümanları Kur’an’ın ve Sünnet’in ilminden, hidayetinden ve aydınlığından uzaklaştırma gaye edinmiştir. Müslüman oldukları halde hadis uyduranlar, cahiliyyeye geri dönmek niyetinde olan münafıklardır. İslamın dışından İslam’a girip de hadis uyduranlar ise, zındıklardır. Zındıklar; dinin kendisini yıkmayı ve kadim şirk devletlerini yeniden ikamenin yolunu açmak için, Müslümanların saflarının arasına ihtilaf sokmak ve varlıklarını izaleyi hedef alıyorlardı. Müslümanlardan olup da hadis uyduranlar ise, ya mezhep taassubu yüzünden bunu yapıyorlar ya da ilme ve hadis âlimlerine olan düşmanlıklarından bunu yapıyorlardı. Dolayısıyla; hem zındıkları ve hem de münafıklar, Allah’ın dininin yıkılması için el birliği etmiş oluyorlardı. Müslümanlardan iyi niyetle hadis uydurmuş olanlar ise, yine münafıkların safında yer alıyorlardı. Uzun yüzyıllardan sonra, Hadis uyduranların; Müslüman olup olmadıklarıyla ilgili tartışmalar başlayınca, “Mevzu hadislerin” ve nifak akidesinin bir kısım ilim ehli üzerin az da olsa nasıl bir etki bıraktığını daha açık bir şekilde gördük. Böylece cahiliye akidesinin nasıl cehl ile karıştırıldığına da şahid olduk. Hâlbuki mevzu Hadisler, Kur’an ve Sünnet’in inşa ettiği dini ve ilmi ortadan kaldırıcı bir akımın sonucudur. Bunun yüzünden tasavvuf ehliyle fukaha ve muhaddisler arasında özellikle akide hususunda ciddî bir ihtilaflar ve tartışmalar yaşanmıştı ve bugün de hala yaşanmaktadır. Bu yönüyle “uydurma hadis” hareketi, İslam ilim tarihindeki ilk hermenötik Bâtıni harekettir. Bundan sonraki su yüzüne çıkan birçok hareketler, Mecusîlik, Brahmanizm, Yahudilik ve Nasranîlikten beslendiği gibi, mevzu hadislerden de önemli miktarda kendisine malzeme bulmuştur.

8. Mevzu Hadisler, İslam ilim tarihinde ilk kez, Dinde Allah’a ve Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) iftira etme hareketini başlatan bir akımın düşüncelerini, felsefî ve siyasî olarak besleyen bir çığır olmuştur.

9. Mevzu Hadisler, Ümmetin âlimleri ve fakihleriyle, seyri süluk yolunu izlediğini söyleyen bazı topluluklar arasında Müslümanların ikiye bölünmesine yol açmıştır. Mesela, kimi tasavvuf ehli, rüyalarında Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) görerek ve veya onunla müşahade halinde kendisinden hadislerini aldıklarını söyleyebilmişlerdir. İşte bu anlayış, İslamî ilimlerin kökten katledildiği noktadır ki, bu da bütün Batıni şirk ve dalalet hareketlerinin önünü açıcı mahiyet arz etmektedir. Böylece, nübüvvet ilmi olan Sünnet-i Nebeviye, “velayet” ehli oldukları iddia edilen deccaller tarafından hiç sayılıyor ve hadis âlimlerinin, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinin nakledilmesi için gösterdiklerin gayretlerin ve Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis nisbet etmenin şartları ve bundan ravilerde radıkları vasıfların hiç birisinin ve bir değeri kalmıyor ve sahte velayet sahibi deccallerin ve yalancıların uydurma kerametleri ve batıl şeytanî rüyaları yoluyla, Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) hadisleri iptal ediliyor ve hadis ulemasının muazzam gayretleri ve bu uğurda 3 gösterdikleri iman ve takva duruşları ve “söz”de “sıdk”ı ve “sahih isnadı” arama ve bunun ilminin inşa etme hareketi de defnedilmiş oluyordu. Bu şeytanî davranışları ve düşünceleri yayanlar, aslında Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabının istediği nitelikte ve haysiyette hadis isnad edilmesini istemeyenlerdir. Zira bu uydurdukları hadisler, birçok yönüyle Allah’ın Rasulünden (sallallahu aleyhi ve sellem) geleni ve hatta Kur’an’da nazil olan vahyi yalanlayıcı bir keyfiyet arz etmektedir. Dolayısıyla şeytanın vahyettiği birileri tarafından bazen “evliyanın kerameti” olarak yüceltilirken, öte yandan isnad ilmi yalanlanıyor be bu deccallerin açtıkları çığırda yürüyen cehalet ve dalalet ehli günden güne artıyordu. Mezhu Hadisler, bu sebeple Kur’an’ın ve Sünnet’in ilminin ve hidayetinin anlaşılması önünde karanlık ve zalim bir engel olarak durmaktadır. Yüz milyonlarca Müslümanı Allah’ın kitabının hidayeti ve Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetinin beyan ettiği akide, ilim ve ahlaka karşı direnmeye devam etmektedir. Bu batıl hareket, ancak Allah’ın kitabı ve Rasulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetiyle devre dışı bırakılabilir. Bu hususta İslam âlimlerine Müslümanlardan herhangi birisine düşmeyen ağır ve önemli olan görevler düşmektedir. Doğrusu, Rablerinin kitabı ve Rasullerinin getirdiği Sünnete dair Müslümanların akıllarını ve kalplerini irşad edecek ve hidayete erdirecek olan bir ilmi cihad hareketinin diriltilmesi kaçınılmazdır ve bu görev ilim ehlinin üzerine farzdır. Bütün İslam âlimleri ister usul isterse fıkıh ve hadis ehli olsunlar, bu konuda her yerde ve her münasebette nasıl ki tevhidden ve Allah’ın kitabına iman ve itaatten ve Rasulün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetine uymaktan söz ediyorlarsa, aynı şekilde; ümmeti uydurma hadislere karşı da uyarmak ve onların bu hadislere karşı daha duyarlı olmalarını sağlayacak olan ilmi bir hareketi başlatmaları vaciptir. Bir belde de veya her hangi bir münasebette uydurma hadislerin nakledilmesi ve bunun Müslümanlara aktarılıp rivayet edilmesi ve hatta bununla va’z ve nasihatte bulunulması halinde, âlimlerden ve meseleye vakıf olanların buna müdahale edip hakikati Müslümanlara duyurmaları gerekir. Zira ilim; Allah’tan ve Rasulü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) gelendir, cehl ve dalalet ise bu ilme aykırı olandır. Kur’an ve Sünnette gelen ilmi, akideyi ve ahlakı insanlara öğretmek ve onları batıllara ve bid’atlere karşı uyarmak Allah’ın âlim kullarından aldığı bir misaktır. Allah’ın kitabını yüceltmek ve O’nu tevhid etmek asla onun muhalifi olan bir batıl karşısında susmamayı bize öğretmektedir. Allah ve Rasulüne (sallallahu aleyhi ve sellem) yalan isnad edilmesi karşısında Müslümanların özellikle âlimlerinin hepsinin birlikte seferber olmaları gerekir. Nasıl ki namazı cemaatle kılmak namaz kılmaının en faziletlisi ise, Allah ve Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) adına yalan söyleyenlerin davalarının ve vesilelerin de iptal edilmesi en hayırlı olan amellerdendir. Kur’an ve Sünnete karşı biri ilim ve akide inşa etmek isteyenlere karşı verilen ilmi mücadele, Allah yolunda cihaddır. Çünkü sahih akide ve ilim İslam’da sıratı müstakimin bizzat kendisidir. Eğer bu ilim ihya edilirse, sırat-ı müstakim de kendiliğinden meydana çıkmış olur. İlmin 4 ortadan kalkması veya cehlin yaygınlık kazanması; sırat-ı müstakimden sapmaları hızlandırır ve Allah’ın ve Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) temiz yolunu anlaşılmaz hale getirir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında hiçbir sahabinin O’nun hakkında hadis uydurduğu sabit olmamıştır. Çünkü onlar onu canlarından, çocukları ve kadınlarından, annelerinden, babalarından ve yeryüzündeki insanların hepsinden daha çok seviyorlardı. Zira onlar; Rasule (sallallahu aleyhi ve sellem) iman etmenin ve O’na itaat edip O’nu sevmeyi ve O’nun sünnetiyle amel etmeyi, “Kelime-i Şehadet”’in ikinci rüknü olarak biliyorlardı.