Kur’an’ı Tahrife Bir Misal

ez-Zuhrî derdi ki: Ben Ebu İdris’ten işittim şöyle diyordu:

“Ebu’d-Derda’yı gördüm ve ondan anlayarak ilim aldım. Ubade İbnu’s-Samit’e yetiştim ondan da anlayarak ilim aldım. Şeddad İbn Evs’e yetiştim ondan da ilim aldım, ancak Muaz İbn Cebel’e yetişemedim: Bana haber verildiğine göre o her meclisinde şöyle dermiş: Bütün isimleri mübarek olan Allah adil bir hakemdir, kuşku içinde olanlar helak olmuşlardır. Bilin ki sizden sonraki günlerde çok fitneler olacak o günlerde mal artacak, Kur’an’ın okunması kolaylaşacak; öyle ki; onu erkek, kadın, hür ve köle, küçük ve büyük herkes okuyacak.

Hal böyleyken, insanlardan Kur’an okuyan bir[iler]i çıkacak ve Kur’an okuduğum halde insanlara ne oluyor ki bana tâbi olmuyorlar, hâlbuki ben Kur’an’ı okudum, demek onlar buna rağmen bana uymuyorlar. Öyleyse ben de onlara Ondan başka bir şey ihdas edeyim ki bana uysunlar!

Sakın! Siz, siz olun onun ortaya koyduğu bid’ata uymayın onun ihdas ettiği bid’at dalalettir. Bir de âlimin ayağının kaymasından sakının. Zira şeytan hikmet sahibinin (âlimin) ağzına dalâlet olan sözü, münafık olanın da ağzına hak olan söz atar. Dedik ki: Allah sana rahmet eylesin! Biz, münafığın hak olan sözü söylediğini ve şeytanın da hikmet sahibi olan insanın ağzına dalâlet olan kelimeyi attığını nereden bileceğiz ki? Dedi ki: Hikmet sahibinin ‘müteşabih’ olan her sözünden sakının, bu tür sözlerini duyduğunda; bu nedir, dersin! Bu seni o âlimden de uzaklaştırmasın; umulur ki o,bu sözünden hak olana döner ve hak olan sözü söyler. Zira hakkın üzerinde bir nur vardır.” [1]

[1]    el-Lalekâî, Şerhu İ’tikadi Ehli’s-Sunneti ve’l-Cemaa:c.1, s.99, 100