Kur’an; Hüda, İlim ve Rahmettir

Rabbimiz kitabını; başta kendi ilmine ve bu ilmi ed-Din ve şeriat olarak bize göndermesinden maksadı; onda bize neyi söylediğini ve bunu nasıl söylediğini,  en beliğ, en düzgün, en kavim ve sadık bir tarzda ve hiçbir ayetini diğer ayetiyle çelişmeyecek bir biçimde ve üslubunu kolaylaştırarak iman edenlere, dünya ve ahiret hayatının nuru ve doğru yolu kıldı.

Ayetlerini, öyle bir nizamla tanzim ettiki, ondaki güzelliği hiçbir beşerin yakalaması ve benzerini getirmesi asla mümkün olmadı ve olmayacaktır da. Ayetlerde zikredilen kelimeler ne kendinden önceki ve ne de kendinden sonraki ayetlerde geçen kelimelerin bir tekrarı ve ne de okunmalarında ayetin diğer kelimelerinin okunuşunu zorlaştıran bir keyfiyette gelmiştir. Kelimelerindeki ses düzeni ve seslerin ayetlerdeki manaların kelimelere göre tasnifi bir benzeri görülmeyecek bir güzelliktedir.

Kur’an’da zikredilen ıstılahların hepsi, ayrı bir hususiyette ve bir diğer ıstılahın Kur’an nasslarındaki manalarını, delaletlerini açıklamada hem kendini hem de diğer ıstılahları ve kelimeleri tefsir ve beyan eder şekilde ve haysiyette zikredilmiştir.

Kur’an’da; Allah’ın dinini tefsir eden ve vahyi tanımlayan ıstılahların hepsi, eşsiz bir düzen içinde birbirine bakmakta tıpkı kristalden yapılmış çok vecihli bir küre içerisinde birbiriyle uyum içinde bir ahenk oluşturmaktadır.

Kur’an’daki bu ıstılahları tefekkür ettiğimizde; bunların her birisinin Kur’an’ı fehmetmenin ve fıkhetmenin anahtarları hükmünde olduğunu görürüz. Bu vesileyle, Allah’ın kullarını hidayetine; hidayeti üzere, gönderdiği ilimle davet eden ve bu davette mevizeyi haseneyi ve hikmeti onların ve bizim kalplerimizi akıllarımızı aydınlatan ve yolumuzu bize tarif eden bir vesile kıldı.

Kur’an’da birbirini tefsir etmeyen veya bulunduğu nass ile diğer nasslar arasında köprü vazifesi görmeyen ve batınında Kur’an’ın ne demek olduğunu bize söylemeyen bir tek ıstılah yoktur. Kur’an ıstılahlarının, özellikle vahyi, risaleti ve nübüvveti tarif eden bunun bizim için ne ifade ettiğini açıklayan; fıkhı, zikri, tefekkürü, yakini, hüdayı, reşadı beyan ettiğini bütün açıklığıyla görürüz.

Kur’an bu özelliğiyle yeryüzünde bugüne kadar hiçbir beşerin benzerini getirmeye kadir olamadığı bir kitaptır. Kur’an’ı fıkhetmek ve anlamak, hakikatte Allah Azze ve Celle’yi tanımak ve O’nun kitabında bizden ne istediğini, kendisini nasıl tanımamız gerektiğini, kendisine ve rasulüne karşı nasıl bir edeb ile teeddübte bulanacağımızı ve O’na itaatin ve ittibaın kendisini sevmek ve kendine itaat etmek olduğunu bize haber verdi.

Kur’an Allah’tan bir vahy olarak ve O’nun ardından ve önünden asla batıl gelmeyen bir sözü olarak, kendi azametini bize tanıttığı gibi, rasullerine ve nebilerine de nasıl bir imanla iman edeceğimizi bize öğretti. Kitabını insanların sözlerinden nasıl daha üstün, faziletli, şerefli ve aziz kıldıysa; rasullerini ve nebilerini ve onların ilmini, ahlakını, fıkhını ve hikmetini de diğer kullarının ilimlerinden ve hikmetlerinden daha faziletli ve üstün kılmıştır. Zira onlara emanet ettiğini sözünü, şeriatını ve dinini nasıl ki beşerin hevalarından ve nefislerinden ihdas ettiklerinden üstün kılmışsa, nebilerini ve rasullerini de diğer insanlardan daha üstün kılmıştır. Vahyiyle rasullerini ve nebilerini diğer insanlardan daha üstün kılan ve onlardan razı olarak onları cennetinin efendileri kışlan Allah Azze ve Celle nasıl olurda  rasulllerine gönderdiği vahyinden sonra, kullarınıilimde ve akılda başkalarına muhtaç bıracak bir eksiklikte gönderebilir ki?

İşte bu hakikatı gördüğümüzde, akıllarımızda şekler ve nefislerimizde kuşkular ve kalplerimizdeki zanlar ve vesveseler güneşin doğmasıyla yavaş yavaş yeryüzünden yükselerek dağılan sisin ve dumanın çekilip dağılması gibi dağılması, gibi dağılacak ve bundan sonra aklını rasul edinmiş, hevasının ve şeytanının vahyinden kaplerimize ve akıllarımıza batıllarını ve şeklerini üflemek isteyenlerin batılları helak olup yok olacaktır.

Bunun için Kur’an’ın nasslarını bize tebliğ eden ve bütün insanlığın hidayeti için gönderilmiş olan rasulün ve nebinin kadrini küçültmeye çalışan ve Allah’ın sözüyle O’nun ahlakını, edebini, ilmini ve hikmetini, müjdeleme ve uyarmasını Kur’an’a aykırı gören ve Kur’an’dan başka, nebinin Allah’ın kendisine öğrettiği  ilimle ve mirasla insanları uyarılabileceğini ve müjdeleyebileceğini reddedenler; böylece Nübüvveti ve nebinin hikmeti olan Sünnetini dışlayarak, Allah’ın kitabına iman ettiklerini söylemelerine rağmen, o kitaba karşı küfr olan bir inadla karşı çıkmışlar ve Allah’ın kitabını yalanlamışlardır. Bu düşünce rasullerini ve nebilerini katleden Yahudilerin dini ve yoludur.

Sünneti, Kur’an’ın karşısında görenler ve hadisleri Kur’an’a arzetmeden kabul etmeyenler; Allah’ın kitabını yalanladıkları gibi, Kur’an’ın anlattığının ve ashabının tevatürle bize tanıttığı rasulü Allah’ın bize tanıttığının dışında tanıtmaya çalışan çağımızın münafıklarıdır.

Mehmet Emin Akın – 10.08.2011 Salı