İmam Muvaffakuddin İbn Kudame El-Makdisî’nin Vasiyyeti

İmam Muvaffakuddin İbn Kudame El-Makdisî’nin Vasiyyeti

Kardeşlerime

Allah onları muvaffak kılsın! Rablerinin kitabına Subhanehu ve Teâlâ ve Nebinizin  Sünnetine  sarılmanızı ve ona azı dişlerinizle sarılıp –Din’de- sonradan uydurulandan kaçınmanızı vasiyet ederim..

Zira sonradan uydurulan bid’attir. Her bid’atte dalalettir. Sakın, üzerinde olduğunuz Sünnet’ten sizi etmek isteyenlerin, kim  olurlarsa olsunlar sözlerine aldanmayın!. İşte böyle birisi bilin ki, ne Rasulü’nüzün (sallalahu aleyhi ve sellem) faziletinden daha fazla bir fazilete sahiptir ve ne de O’nun sahabesinden (radiyallahuanhum) daha faziletlidir.

Hakeza; [Müslümanların] ittifakıyla sünnet İmamı; sizin İmamınız Ebu Abdillah Ahmed İbn Muhammed  İbn Hanbel’in (rahmetullahi aleyhi)faziletinden daha ziyade bir fazilete de sahip olmadıkları gibi, onun asrında ve onun asrından önce gelmiş olan İmamlardan daha faziletli değillerdir.

Bildiğiniz gibi, daha önceleri size onların üzere oldukları yoldan ve onların bazı vasiyetlerinden söz etmiştik.

Siz siz olun, bunlardan her hangi birinin sözüne aldanarak bundan yüz çevirmeyin, velev ki bu kimseyi dinde büyük imammış zannetseniz dahi. Zira Muaz İbn Cebel’den (radiyallahu anhu) rivayet edilmiştir ki: o; “bir de alimin ayağının kaymasından” demiştir..

Ömer (radiyallahu anhu) şöyle demiştir:

“ Üç şey  dini yıkar: Alimin zellesi, münafıkın Kur’an’la cidal etmesi ve saptırıcı önderler. ”

Nebi’den (sallalahu aleyhi ve sellem)  gelen bir hadiste de şöyle buyurmuştur:

“Ben ümmetim için üç şeyden korkarım: Alimin zellesinden, zalim olan yönetimden ve peşine takılan hevadan ”

Yine şöyle buyurdu:

“Ben size iki emanet bırakıyorum; bu ikisine sarıldığınız sürece sapmayacaksınız: Allah’ın kitabı ve Rasulü’nün Sünneti”

Allah size bu insanda [İbn Akî’i kasdediyor] bir ibret gösterdi. O kimse ki, siz onun ilminin genişliğini biliyorsunuz, fakat buna rağmen onun çirkin ayak kayışının nasıl olduğunu gördünüz. Hiç kimseye aldanmayın!

Siz siz olun, sonradan uydurulmuş ve hakkında sabit bir sünnet olmayan ve bu konuda Müslümanların razı olduğu bir imamın sözü olmayan konularda tartışasınız! Zira bu meselelerin hepsi bid’attir. Nebiniz de (sav) bundan sizi sonradan uydurulmuş olandan sakındırmıştır.

“Siz siz olun sonradan uydurulmuş olanlardan sakının. Zira her uydurulan bid’attir ve her bid’atte dalalettir.”  Ve yine şöyle demiştir: “İşlerin en şerlisi sonradan uydurulanlardır.”

Tıpkı, “nokta” ve “şekl” meselesinde ve bid’at ehlini ebedî olarak cehennemde kalıp kalmama meselesi vb. gibi, dinde sonradan uydurulmuş olan ve bizden öncekilerin bu konuda hiçbir sözü olmayan hususlar, ahmaklıklar ve kendisinden razı olunmuş ve sözü dinlenecek hiçbir imamın konuşmadığı şeyler.

Bu konulara girip tartışmak çok kötüdür. Bu konularda susmak insanın ilminin ziynetidir.

Bu konularda konuşan ve bidatlere dalan bir bid’at ehlidir. Allah’ın rasulünden gelen me’sur haberde, bunu yapan kimse işlerin en şerlisini işlemiştir. Allah Azze ve Celle bu konularda konuşanların sözlerinden, isteklerinden, hüccet ve bürhan diye ileri sürdüklerinden bunlara hesap soracaktır.

Sehl İbn Abdillah et-Tüsterî (rahmetullahi aleyhi) demiştir ki:

“Dinde herhangi bir şeyi ihdas eden bir kimse olmasın ki, kıyamet günü bundan hesaba çekilmesin. Eğer Sünnette muvafık ise, bunda kendisi aleyhine bir şey yoktur, yoksa amelinin hepsi batıldır.”

Kim de bu hamakatlar konuşulduğunda susarsa, bundan hesaba çekilmeyecektir.

Bunda onun üsve-i hasnesi Allah’ın Rasulü, (sallalahu aleyhi ve sellem)  O’nun ashabı ve tabiundur.

Allah’ın izniyle biz âsarı [Sahabe ve tabiunun ilmi] sizden daha iyi biliyoruz ve onu sizden daha şiddetle arzu ediyoruz. Biz buna rağmen, selefimize uymaya ve onların kaçındığı gibi dinde sonradan uydurulmuş olan işlerden kaçınmaya ve onlardan sonra buna uymaya razı olduk.

Peki, siz kendiniz için bundan razı olmaz mısınız? Onlara yeten bize yetmeyecek mi? Sünnette; bid’âte uymak yerine, daha büyük bir genişlik yok mu?

Allah’ın Rasulüne, (sallalahu aleyhi ve sellem)  ümmetin selefine ve ondan sonra gelen imamlara yeten dinin; kendisine yetmediğini söyleyenlere Allah hiçbir şeyde genişlik vermesin!

Kim de onların kendilerine din olarak yeterli gördüklerinden ve onların din olarak razı olduklarından razı olmaz ve onların izlediği yolu izlemezse, bunlardan ilim alanların hepsi, “hizbu’ş-şeytan”dır. İşte bu kimse, dostlarını cehennem ateşine çağırır.

Kim ki, Sırat-ı Müstekîmden razı olmuyorsa o cehennem yolunu izlemektedir.

Kim selefinin izlediği yolun dışında bir yol izlerse, bu onu helaka götürür.

Kim de Sünnetten yüz çevirirse,  Cennet yolundan çıkmıştır.

Allah’tan korkun ve nefislerinizin helakından da korkun zira iş gerçekten çok zor.

Eğer cennet yoksa, bundan sonra ancak cehennem vardır. Hakk’tan sonra da ancak dalalet vardır. Sünnetten sonra ancak bid’at vardır.

Siz, dinde sonradan uydurulanın bid’at olduğunu biliyorsunuz.Sonradan dinde uydurulan şeyler hakkında asla konuşmayın!

Allah’ın selamı ve rahmeti hepinizin üzerine olsun!

Allah sizi ve bizi Sünnet üzere sabit kalsın ve bizi de siz de bid’atlerden ve fitnelerden rahmetiyle korusun..

Allah size merhamet etsin,” Kur’an’da mira’dan ve Allah’ın bizi mükellef kılmadığı ve hakkında hiçbir amelin emredilmediği işleri konuşmaktan kaçınınız!

Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)

“Kur’an’da mira’ küfürdür” buyurmuştur. ”

Selef de Allah onlardan razı olsun, Allah’ın isimleri ve sıfatları  hakkında cedelden bizi alıkoymuşlardır.

Hakeza aynı zamanda, Allah’ın zatında düşünmekten de alıkonduk.

İmam Malik (rh.a)derdi ki:

“Din’de kelamdan hoşlanmam. Beldemizin ehli, (Medine alimleri) hala bundan nefret etmektedirler. Altında amel olmayan bütün konuşmalardan nefret ediyorum. Din hakkında ve Allah hakkında konuşmaya gelince bu konuda susmayı daha seviyorum. Çünkü ben beldemizin alimlerini dinde  ameli gerektiren bir şeyin dışında dinde kelamdan alıkoyduklarını gördüm.”

Malik’in (rh.a) söyledikleri alimlerimizin, fakihlerimizin, hadis ve fetva ehlinin eskiden ve bugün de üzerinde icma ettikleri şey budur. Buna ancak bid’at ehli onlalar muhalefete eder. “Cemaat”e gelince onlar Malik’in sözü üzeredirler.

Eğer siz, ilim hakkında konuşmak istiyorsanız; fıkhı araştırın ve onun meselelerini ve ahkamını öğrenin, feraizi, ve meselelerini münasahatı ve zekatın nasıl taksim edileceğini, mirasın taksimini, ikrar, velayet ve bunun devrini, bunun vecihlerini, vasiyyetleri, vassiyyetle ilgili meseleleri, sonra da Cebr ve Mukabeleyi, matematiği, Geometri’yi,öğrenin.

Sizin için Nebinizin sünnetinde; yasaklandığınız ve selefinizin ve İmamınızın hoşlanmadığı konularda konuşmamakta, sizi hayra götürmeyen amelleri işlediğinizde ve konuştuğunuzda bid’at işlemekten uzak olmayacağınıza ve bunda İmamınızın İblis olacağı; onu izleyince de Allah’ın sizden intikam alacağını ve bunun için de Nebinizin sizden beraetini ilan edeceğini, Ehl-i Sünnet’ten olan kardeşlerinizin, Nebinizin Sünnetini terk etmeniz sebebiyle; sizden ayrılacak, ve bu sebepten de Havz’ının yanına yaklaştırılmayacağınızı şeyleri konuşmaya nisbeten daha çok konuşacak bir genişlik vardır.

Hadiste buyurulduğu gibi; kıyamet günü bir topluluk Havz’a gelirler; Nebiye (sallalahu aleyhi ve sellem)   ulaşmadan bir kargaşa olur.

“Bunun üzerine ashabım ashabım derim. Bana denir ki; sen bilmezsin, onların senden sonra neler ihdas ettiklerini. Ben de derim ki yazıklar olsun onlara!” (**)

Allah bizi de siz de bundan korusun!

Fakat eğer siz, Nebiniz’in (sallalahu aleyhi ve sellem)   Sünnetine uyarsanız ve O’nun (sallalahu aleyhi ve sellem)   vasiyyetini kabul ederseniz ve selefinizin yolunu izlersiniz, ve gereksiz olan konuları konuşmayı terk edersiniz; bu vesileyle derim ki: bilin ki böyle olursanız selamette olacağınıza yakinen  inanın.,

Size, Allah katındaki fazileti, kerameti, ölümsüzlük yurdunda, Daru’l-mukame’de Allah’ın kendisine nimetlerini ikram ettiği; Nebilerle, sıddıklarla, şehidlerle ve salihlerle birlikte olacağınızı müjdelerim. Onlara dost olmak ne kadar güzeldir.

Allah sizi de bizi de, rahmetiyle kendisini razı edeni elde etmede muvaffak kılsın” Amîn..

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam Seyyidimiz ve Nebimiz(sallalahu aleyhi ve sellem)  hayrın nebisi ve hayrın imamı ve rahmet Rasulü’nün (sallalahu aleyhi ve sellem)  üzerine olsun.”

Tahrimu’n-Nazr fî Kutubi’l-Kelam:s.69-72)


* Muvaffakuddin, Ebu Muhammed Abdullah İbn Ahmed İbn Muhammed İbn Kudame İbn Mikdam İbn Nasr el-Makdisî el-Cemmaîlî de-Dimeşkî (h.541-h. 600)

* * Buhari, Sahih: c.5/ 191 (3191, 4259, 4371, 6045, 6096,6098,6099, 6527) İbn Abbas’tan (6104 ve 6526’da de “ümmetim” lafzıyla), Müslim, Sahih: 367 [Ebu Hureyre’de “rical” lafzıyla] 4243 [Sehl İbn Sai’den] ve 6528’de (“bazı kavimler” lafzıyla. 4247 Ummu Seleme’den, 6528 [Sehl İbn Sa’d’den ]