Hadis Rivayeti Hakkında Bazı Tavsiyeler

İbnû’l-Cevzî çokça hadis rivayet edip bunun sahih olanıyla olmayanını birbirinden ayırmayan âlimler hakkında şunları söylüyor:

“Rivayet ettikleri hadislerin sayısını çoğaltmak için uydurma hadisleri rivayet ettikleri halde, bu hadislerin durumunu açıklamamalarına çok şaşırıyorum. Gerçekten bu çok çirkin, yanlış ve İslâm’a karşı işlenmiş bir cinayettir. Bundan daha da çirkini, yalancı ve hadisleriyle asla delil gösterilemeyecek olan kimselerden hadis rivayet ettikleri halde, onların adlarını, künyelerini, neseblerini değiştirirler veya ravinin adını isnaddan düşürürler yahut da onun adını zikretmelerine rağmen onun nesebinden söz etmezler. Bunun misali; isnaddan Ömer İbn Subh -o hadis uyduranlardandır- Ömer’den deyip onun nesebini söylememek. Böylece Ömer’in kim olduğu bilinmez. Zındıklık üzere öldürülmüş olan yalancı Muhammed İbn Said’in adını tedlisle gizledikleri gibi. ed-Darekutnî (rh.a) derdi ki; ‘en-Nakkâş, Muhammed İbn Yusuf İbn Ya’kub er-Razî’den hadis rivayet ederdi. O ise, yalancının biriydi.’ Bazen; ‘Bize Muhammed İbn Tarîf İbn Âsım, bazen de, bize Muhammed Nebhan, bazen de bize Muhammed İbn Yusuf, bazen de Muhammed İbn Asım el-Hanefî rivayet etti’ der.” [1]

İbnu’l-Cevzî yalan hadis uyduranlar hakkında âlimlerin görüşlerine değinirken şu nakillere yer veriyor.

“Yahya İbn Said el-Kattan diyor ki; ben, Malik İbn Enes’e, Sufyan es‑Sevrî’ye, Şu’be’ye ve Sufyan İbn Uyeyne’ye hadis rivayetinde yalan söyleyen ve vehimde bulunan kimsenin durumunu insanlara açıklayayım mı, dedim. Onlar da; evet, onun durumunu insanlara açıkla dediler. Bundan dolayı, Şu’be şöyle derdi: Gelin ki Allah Azze ve Celle uğruna ğıybet edelim. Kendinden -yalancıların- durumunu açıklamaktan uzak durması istendiğinde bundan uzak durmak helâl olmaz. Çünkü ‘mesele’ Din (meselesi)dir.

Abdurrahman İbn Mehdî (rh.a) diyor ki:

‘Sufyan es-Sevrî’yle beraber bir adamın yanından geçiyordum, ona bu yalancıdır, vallahi eğer onun hakkında susmam haram olmasaydı susardım, dedi.’

İmam eş-Şafiî (rh.a);

‘İnsan bir hadisi rivayet edenden bir yalan işitince bunun karşısında susması doğru değildir. Bu hiçbir şekilde ğıybet değildir. Çünkü âlimler sarraf gibidirler. Dininde sarraf -gibi- ilim sahibi olanın, sahteyi sahte olmayandan ayırmaması caiz değildir, derdi.” [2]

Muhammed İbn Bendar el-Cürcânî (rh.a) diyor ki:

“Ahmed İbn Hanbel’e; ey Abdullah’ın babası! Falan yalancı, falan zayıf demek benim ağrıma gidiyor dedim. Dedi ki; sen susunca, ben susunca cahil ‑insan- sahihi, hastalıklı olandan nasıl ayırıp bilecek ki?” [3]

İbnû’l-Cevzî, Ahmed İbn Hanbel’in bu sözü üzerine şu değerlendirmede bulunur:

“Âlimlerimizin bu sözünün anlamı apaçıktır. Zira Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem); ‘Benim Sünnetime sarılın’ buyurmuştur. O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) söylettirilen O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünneti’nden değildir. Bununla [İmam Ahmed] güvenilir (sika) âlimlerin, sahihi sahih olmayandan ayırmak için bilinmesi -zaruretine- işaret etmiştir. Bilindiği gibi, Hassan’a [İbn Sabit] Rasulullah’ın, (sallallahu aleyhi ve sellem) ona zarar vermese de, düşmanlarının O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında söylediklerine cevap vermesi için minber konuyordu. Çünkü O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) aleyhine söylenen söz müşrik sözüydü. Müşrikin sözü de dine hiçbir şey katmaz.

Peki, nasıl olurda O’nu (sallallahu aleyhi ve sellem)savunan bir kimse O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) Şeriatında olmayanı ona katmaya çalışanlara karşı savunmaya geçmez?

Ebu’l-Vefâ Ali İbn Akîl şöyle demiştir:

Şeyhimiz Ebu’l-Fadl el-Hemedânî şöyle dedi: İslâm’da bid’at ihdas edip hadis uyduranlar, mülhidlerden daha zararlıdırlar. Zira mülhidler dini dışardan ifsad etmeye çalışırlar. Hadis uyduranlar ise, dışardan gelenler gibi -dini içerden- ifsad etmeye çalışırlar. İçeriye girenler kaleyi fethederler. Bunlar İslâm’a karşı şüphe üretenlerden daha şerlidirler.” [4]

[1]      İbnû’l-Cevzî, el-Mevduât: c.1, s.53

[2]      İbnû’l-Cevzî, el-Mevduât: c.1, s.50

[3]      el-Hatîb el-Bağdadî, el-Kifâyetu fî İlmi’r-Rivâye: s.46, İbnû’l-Cevzî, el-Mevduât: c.1, s.51, İbn Hibban,Kitabu’d-Duâfa ve’l-Mecruhîn: c.1, s.11

[4]      İbnû’l-Cevzî, el-Mevduât: c.1, s.51