Hac Yılın Tüm Aylarında Yapılabilir mi?

Hac ibadeti de tıpkı namaz gibi, İslam’ın beş erkânından biri olan ve Allah’ın
mü’min kullarından güç yetirene ömürde bir kez farz kıldığı malî ve bedenî bir
ibadettir.

وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
‘’…Kendisine güç yetirenlerin beyti (Kabe’yi) haccetmesi Allah’ın insanlar
üzerinde hakkıdır. Kim küfre girerse, gerçekten Allah alemlere muhtaç değildir.”
(Al-i İmran: 97)
Hac, İbrahim’in (aleyhisselam) bizlere emanet olarak bıraktığı bir ibadettir.
Onda mü’minler için birçok hayırlar, yararlar, ibretler ve ayetler vardır.
وَأَذِّن فِي النَّاسِ بالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ (27) لِّيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي
أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ (28)
‘’İnsanlar arasında hacca çağır, yaya olarak ve yorgun argın develerle her uzak
yoldan, yararlarına olana şahid olmaya gelsinler ve bilinen günlerde Allah’ın adını,
kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların- kurban edilmesinde-
zikretsinler.
(Hac: 27/28)
Allah Azze ve Celle haccı neden Müslümanlara farz kıldığını şöyle bildiriyor:
 وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا لِّيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ  
‘’Her ümmet için, kendilerine rızık olarak vermiş olduğumuz kurbanlık
hayvanlardan ötürü Allah’ı zikretmeleri için bir ‘’mensek’’ verdik. İlahınız bir ilahtır.
Onun için İslam’a giriniz…………’’

(Hac : 34)

Mesela bu ayettle bir önceki ayete baktığımızda, ilginç olan bir şeyle karşılaşırız;
O da, kurbanların (hedy, nüsuk) ancak hac mevsiminde kesileceklerinin işaret
edilmesidir.

 لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَىٰ أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ
‘’Sizin için kurbanlık hayvanlarda adlandırılmış (adı konulmuş) bir ecele (vakte)
kadar yararlar vardır. Sonra onun helal kılınma zaman -ve mekan- Beyt’i Atik (Ka’be)
dedir.’

(Hac: 33)

2

Bu ayetten anlaşılıyor ki, hac ibadetleri (menâsik) “مناسك ” belli bir zaman
diliminde meşru’ kılınmış ve özellikle de vakfe ve kurban belirlenmiş (adı konulmuş)
olan günlerde yapılmaktadır.
Allah Azze ve Celle kitabında hilaller hakkındaki bir sorunun cevabını Rasulune
(sallallahu aleyhi ve sellem) bildiriyor:

 يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ
‘’Sana hilaller hakkında sorarlar, de ki; Onlar (hilaller) insanlar ve haccın vakitlerini
belirlemek içindir.’’

(Bakara: 189)
Evet, hilaller İslam’da birçok ibadetin zamanının başlangıç ve bitimini belirlediği
gibi, aynı zamanda, birçok anlaşma ve tabiat olaylarının vaktini haber verir. Ramazan
ayı, hilalin gözükmesi (rü’yet-i) ile başlar ve Şevval’in hilali ile biter. Tarih ancak
hilallerin birikimi ve ard arda gelişleri ile tespit edilir. Hilalden dolunaya ayın ilerlediği,
dolunaydan sonra ayın gerilediği, yani sona doğru yaklaştığını anlarız. Ziraat,
denizcilik ve balık avcılığı gibi birçok olay ayın büyüyüp küçülmesi ile yakından
ilgilidir. Bu Allah’ın bir kanunudur.
Bütün bunların insanların yararı için yaratıp etmektedir. Bunun için ayın başlangıcı
bilinmese bile, dolunaydan (Kamer’den) ayın gün olarak adedini bulabiliriz.
Bunu biz, hem Kur’an ayetlerinin delaletlerinden, hem de Allah’ın Rasulü’nün
(sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinden öğreniyoruz.
Allah Azze ve Celle kitabında haccın zamanını belirtirken şöyle buyuruyor:
الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ
وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَىٰ وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ

‘’Hac bilinen aylardır…’’

(Bakara: 197)
‘’Bilinen aylar’’ ( أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ ) tabiri Arapça’da iki şekilde söylenir ki, Kur’an da
bu iki kullanımı zikretmiştir. Birisi Bakara 187. ayette geçen ‘’eşhurun ma’lumatun’’
dur. İkincisi, Tevbe Suresi 36. ayetinde geçen “şuhûr”kelimesidir:
إِنَّ عِدَّةَ الشهُورِ عِندَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا
تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
‘’Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri ayların adedi, Allah’ın gökleri ve yeri
yarattığı günden beri Allah’ın kitabında on iki aydır. O ayların dördü haram (aylar)
kılınmıştır. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyiniz.’’

3

Bu ayetlerde Allah Azze ve Celle yılın aylarının sayısının on iki olduğunu
söylüyor. Ancak, burada ayların adedini ifade için ‘’eşhur’’ kelimesi yerine ‘’şuhûr’’
(الشهُورِ ) kelimesi zikrediyor.
“Eşhur” kelimesi Arapça’da cem’u killet’tir, bunun da manası, sayı olarak “üç ile on
“arasındaki sayılara denir. Yani “on sayısı”nı da içeren çoğul demektir. Bundan
fazlası için “eşhur” denmez. Bunun içindir ki “Hac ma’lum olan aylardır denice” “on”
dan az olan aylar kadesdedilmiştir. Eğer Allah Azze ve Celle yılın “on iki ayı”nda hac
dilemiş olsaydı, onu mutlaka sarih olarak beyan ederdi.
Bakara suresi 197. Ayette (الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ) “eşhurun malumatun” cümlesindeki
“ma’lumatun” kelimesi bu sebepten ötürü Arapça’daki “on iki ayı” ifade etmez. Çünkü
Hac için Allah Azze ve Celle “eşhurun ma’lumatun” ibaresini zikretti bu Âmm olan
ifadedir.
Allah Azze ve Celle Hac suresi 28.ayette;

“لِّيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ”
“eyyamin malumatin” cümlesiyle, Bakara suresindeki umum Hac zamanını, böylece
“tahsis” etmiştir. Yani “menasik ve zamanı”nı belirleyerek bunun

“وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ”
“ma’lumât” olduğu söylenmiştir. Madem Hac farzı Allah’ın dinini beş erkânından
birisidir. Bu ayetteki “ma’lumât” (bilinen, bilinmiş, ilimle tayin edilmiş) -üçten ona kadar
olan sayılı- günlerdir. “Bilinen günler” den kasıd Allah’ın bildirdiğidir.
Bu sebeple, Hacc’ın yılın “on iki ayı”da da yapılabileceğini iddia eden; açık ve sarih
bir biçimde Kur’an’a ve Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine ve
Müslümanların icmaına muhalefet etmiştir.
Hacc’ın “bilinen aylar”da (الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ) yapılması, dediğimizi gibi “on iki ay”ı
kapsamamaktadır. “On iki ay” demek anlamına gelen ”şuhurun ma’lume” denmedi.
“eşhurun ma’lumâtun” dendi, Hacc aylarının sayısının “on iki ay”dan daha dar bir
zamani ifade ettiği zaten ma’lumdur.
Kur’an’da Hac ile ilgili olarak hem” “eşhurun” “ma’lumât” sıfatıyla ve hem de
“eyyam”ın “ma’lumât” sıfatı ile zikredilmesi aslında Hacc’ın umum zamanıyla hususi
(menasik’in yerine getirildiği vakit) zamanını bize şüpheye ve şekke mahal
bırakmayacak bir açıklıkta Hacc’ın Allah’ın zikredildiği mahsus “zikr günleri”nde
olduğu söylemektedir.
Zira “Eşhur” derken “zikr”den ve “menasik”ten söz etmezken” “eyyamun ma’lumat”
dediğinde “zikr”den söz etti. Burda “zikr”in de manası, Zilhicce’nin evvelinden on
üçüncü günü dâhil işlenen ibadetlerdir.
Bakara suresi 200. Ayette Allah Azze ve Celle;

فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَذِكْرِكُمْ آبَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا

4

“Menâsikini yerine getirdiğinizde, Allah’ı tıpkı babalarınız andığınız gibi veya daha
çok güçlü bir biçimde zikredin…”
Bu hikmetten ötürüdür ki, Allah Hac aylarının tamamını, Zilkide Zilhicce’nin (onüç)
günü”nü andığı vasıfla anmamıştır.
Arapça’da “eyyâm” “üçten ona” kadar olan sayılar için kullanılır.
“وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ”
Bunun için Hac suresi 28. ayette “eyyâm” ibaresi zikredilmiştir. Böylece Hacc’ın yılın
bütün aylarında yapılabileceği iddiası Kur’an dilinin gramer kaideleri tarafından da
çürütülmüş olmaktadır.
Tevbe suresi 36. ayette ayların sayısı “on iki” diye verilince sıfatı “idde” -sayısı-
(adedi) dendi, “ma’lumat” denmedi. Ma’lumât sıfatı da “üçten ona kadar” -on da dahil
olmak üzere- olan sayıların sıfatıdır.
Allah Azze ve Celle “فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ” demekle, Şevval, Zil’ki’de, Zilhicce aylarını
kasdetmiştir. Zilki’de, Zilhicce ve Muharrem haram aylardandır.
Allah Azze ve Celle İslam’dan önce de Arapların Dört ayı kendilerine haram aylar ilan
etmelerini Kur’an’da aynen Müslümanlar için de haram kılarak Hacca niyetlenip uzak
beldelerden gelen hacıların can ve mal emniyetlerinin korunması için Haccı bu
ayların içine alarak Arapların da zaten cahiliyye döneminde saygı duydukları hac
ibadetinin güvenliğini teminat altına almak istemiştir. Nihayet Tevbe suresi 36. ayet-i
kerimesinde de buna değinilmiştir.

إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَات وَالأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ
Bir diğer husus; bir şeyin “ma’lum” olmasıyla “ma’dud” olması aynı şey değildir.
Bunun için Hacc’ın yılın “on iki ayı”nda yapılabileceğini söyleyenler, hem Arap dilini
bilmiyor, hem de Kur’an kelimelerinin delaletini. Fakat mesele Kur’an’ın ahkâmının ve
naslarının ne dediği değil. Mesele Haccın iptal edilmesidir.
Allah Kur’an’da Hacc için “on iki ay”dan daha az bir zamandan söz ediyor, o da
“eyyâmun malumâtun” (belirlenmiş, alem olan günler) Hacc’ın yapıldığı zamana
delalet etmektedir. Ki o da Zilhicce’nin sekizinci (terviye günü) ile dokuzu vakfe günü,
sonra Nahr (Bayram namazı ve kurban kesme) günü diğerleri eyyamu teşrik’tir.
Hâlbuki Allah Hac (الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ)“mal’um aylardır” dediğinde, on iki ayların hepsini
zikre ve teşrike dâhil etmedi.
Tevbe suresi 36. ayet-i kerimesindeki ‘’şuhûr’’ kelimesi bir kameri yıldaki toplam ay
sayısını haber vermektedir. Zira Araplar cahiliyyede ayların sayısıyla da Haram
ayların zaman ve sayısıyla oynuyorlardı. Diledikleri ayı haram ediyorlar ve diledikleri
ayı öne alıp diledikleri ayı da erteleyebiliyorlardı.
Kur’an’da (Tevbe:37) cahiliyye Araplarının bu davranışına “nesiy’” adını verir.

5

إِنَّمَا النَّسِيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِّيُوَاطِئُوا
عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللَّهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ أَعْمَالِهِمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
“Nesiy’ ancak küfrde aşırılıkıtır”
İki ayet arasında çok ince bir “fark” vardır. Aylar “üç”ten yukarı olunca ‘’şuhur’’
(شهور) kelimesi, en az “üç” olunca da ‘’eşhur’’ (أَشْهُرٌ) kelimesi zikredilmektedir
Hac Suresi 28. ayetinde geçen ‘’eyyamin ma’lumatin’’ (فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ ) ifadesi
ise yine Arapça kurallarına göre, on günü geçmeyen bir zaman dilimini ifade eder.
Çünkü Arapça’da on güne ‘’aşretu eyyamin’’ denir. “On bir gün” olduğunda ‘’ Ihda
aşrete yevmen ‘’ denilir. Birinde günler çoğul, diğerinde ise tekildir.
Burada ikinci bir kelimeye daha işaret etmek istiyoruz. O da ‘’mensek’’
kelimesidir, çoğulu olan ‘’menasik’’ tir. Bu kelime Kur’an’da yedi yerde geçmektedir.
Üç yerde: (mensek, nâsik, nüsuk) olarak
1- (Hac: 67)

لِّكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْأَمْرِ وَادْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدًى مُّسْتَقِيمٍ

2- Bakara: 196
وَأَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلَّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلَا تَحْلِقُوا رُءُوسَكُمْ حَتَّىٰ يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَن كَانَ مِنكُم
مَّرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِّن رَّأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَا أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ
الْهَدْيِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَٰلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ
الْحَرَامِ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

ve
3- En’am: 162)

قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Dört yerde ‘’mensek’’ ve “menâsik” olarak zikredilir:
(Hac:34,67)
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا لِّيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ (
لِّكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْأَمْرِ وَادْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدًى مُّسْتَقِيمٍ

ikisi tekildir, ikisi de ‘’menasik’’ çoğuldur.
(Bakara: 128,200)

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ ( ) 

6

 فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَذِكْرِكُمْ آبَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ
مِنْ خَلَاقٍ

olarak geçer.
‘’Mensek’’ kelimesi özellikle hac ibadetleri ile ilgili bir terimdir. Belli, genel
anlamda bazı ibadetler için. Ama Kur’an’da namaz doğrudan ‘’Mensek’’ olarak değil
‘’Mensek’’ den ayrı olarak zikredilmiştir.

 قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
‘’ De ki: Benim namazım ve nüsüküm, yaşamam ve ölümüm Allah içindir.’’
(En’am: 162)
Bu ayette gördüğümüz gibi ‘’nüsük’’ kelimesi namaz için aynı anlamda
kullanılmamıştır.
‘’Mensek’’ kelimesi ‘’mensik’’ olarak da kullanılır. Tekilin anlamı, ibadet, çoğulun
ise ‘’menasik’’ Hac ibadetleri anlamına gelir.
‘’Nüsük’’ kelimesinin gerçek anlamı hayvan kesmektir. ‘’Nesektu’’ denildiğinde
‘’zebehtu’’ yani ‘’kestim’’ anlamında kullanılır. ‘’Nesîke’’ kurban edilmiş hayvan
demektir. Bundan da gaye, Allah için kesilen hayvandır. Daha sonra bunu tüm
ibadetleri yapanlar için de ‘’Nâsik’’ olarak kullandılar. (Bkz. Ebu Bekr, Muhammed b.
Aziz es-Sicistanî, Nuzhetu’l Kulub: sh.395, 1920 D.M. Beyrut) Bakara Suresi 126.
Ayetinde ise kurban anlamında zikredilmiştir.
Kur’an’ı dikkatle okuyan bir insan, gerçekte hac ibadetlerinin zamanının ve
mekânının adının konulmuş, belirlenmiş olduğunu görür.
Kur’an’da ‘’Allah’ı ma’lum günlerde anınız.’’ Anlamında ‘’eyyamin ma’lumatin’’
ifadesi geçer. Bunun Türkçe’de karşılığı hangi günler olduğu bildirilmiş olan günlerdir.
‘’Sayılı günler’’ yani sayısı belirtilmiş olan günlere de Arapça’da ‘’eyyamun
ma’dude’’ veya ‘’eyyamun ma’dudat’’ denilir. Bu da, günleri sayısal olarak belirtmede
kullanılan bir ifadedir. Dolayısıyla Kur’an’da ‘’ma’dude’’ kelimesini anlamaya
çalıştığımızda onun bir başka anlamıyla daha karşılaşıyoruz. O da ‘’az’’, ‘’kıt’’ ve
‘’eksik’’ anlamındadır. (Bkz. Hud: 8, Yusuf: 20). ‘’ Derahime ma’dude’’ yani çok az bir
para anlamındadır.
‘Ma’dudat’’ kelimesi her ne kadar üçten fazla günü de ifade ediyorsa da tıpkı
( Bakara: 184)
أَيَّامًا مَّعْدُودَاتٍ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ
خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ وَأَن تَصُومُوا خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

ayetinde olduğu gibi, aylar her zaman 29 veya 30 günü ifade etmez. Çünkü buradaki
yirmi dokuz veya otuz gün ramazan orucunu biz yine Bakara 185.

7

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَىٰ وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ
مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَاكُمْ
وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 
ayetinden öğreniyoruz. Çünkü ‘’şehr’’ ifadesi orada hilalden hilale olan bir zaman
dilimini açıkça ifade etmektedir. Eğer oruçla ilgili ayette, hilal ve şehr (ay) kavramı
geçmeseydi, biz orucu ayette ‘’ma’dudât’’ kelimesinin sözlük anlamına bakarak üç ila
on gün arasındaki günler sayısınca tutmalı idik. Hâlbuki gerçekte hiçte böyle
olmamıştır. Oysaki Allah Azze ve Celle:
‘’Sizden kim ayı görünce onu (orucu) tutsun.’’ Diyerek orucun bir ay olduğunu
zikretmiştir. İşte bu ayetteki ‘’kim ayı görürse /şahid olursa/ ramazana yetişirse ‘’
anlamlarının hep aynı şeyi dile getirdiğini böylece anlamış olmaktayız.
Şimdi yeniden, Bakara 197.
الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ
وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَىٰ وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ
ayetine dönerek göreceğiz ki oradaki ‘’eşhur’’ kelimesi ‘’ma’lumat’’ tanımlaması ile
beraber zikredilmiştir. Bunun da anlamı bu hac ayları ‘’ma’lum’’ olan bilinen
aylardadır. Öyle rastgele herhangi bir ayda değil veya on iki aylık zaman diliminin
hepsinde değil. “Ma’lumât” ilimle belirlenmiş özel kılınmış olan günler demektir.
Allah’ın Kur’an’ı kendilerine öğretmesine rağmen, basiretleri körelen ve kalpleri
kararmış heva ve hevesine uyarak Allah’ın kitabının ayetlerini nefislerine ve batıl
düşüncelerine dayanarak, yeni bir biçimde (aslında bu inanış tarzı Batınîlerin
inanışıdır) yorumlamaya (!) kalkan şöhret açlığı ve ruh fakirliği ile hikmet nurundan
mahrum bazı proflar (Bu yazıyı yazdığımda Y. N. Öztürk düşünceyi savunuyordu)
Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem)) Sünnetini hiçe sayarak, hac
ibadetinin bilinen ayların dışındaki aylarda da eda edilebileceği gibi bazı sapmaları
gündeme getirmektedirler. Onlar bununla Allah’ın kitabının kavranışına ve onun
fıkhına fasid ve şeytani düşüncelerini katmaya çalışarak, akılları sıra modern
müctehidliğe soyunmaktadırlar.
Halbuki bunu söyleyenler Allah’ın ‘’ma’lum’’ günlerde ve ‘’ma’lumat’’(الْحَجُّ أَشْهُرٌ
مَّعْلُومَاتٌ) olan aylarda hac edileceğini zikrettiğini bilmiyorlar mı?
Madem hac ibadetini yılın tüm aylarına dağıtabilecekti ve bu Allah’ın rıza ve
iradesine uygundu da neden Allah hac için, ‘’eşhurun malumat’’ ( الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ )
diyecek yerde , ‘’hac ibadettir’’, ‘’hac on iki aydır’’ veya ‘’hac üç aydır’’ , ‘’hac şu
kadar aydır’’ diye sayısal bir şey veya bildiğimiz hac aylarının dışındaki aylara işaret
etmedi? Diyelim ki Allah, ayların adını vermediği için böyle bir düşünce ileriye
sürülebilir: Peki, ayette geçen ‘’ma’lumat’’ kelimesi ‘’bilinen aylar’’ cümlesi neyi söz
konusu etmektedir? En az sayısal olan üç ayı mı, yoksa bir yıl demek olan on iki ayı
mı?

8

Eğer buradaki hac ayları ‘’Zilki’de’’, ‘’Zilhicce’’ ve ‘’Şevval’’ olmasa idi, yani
‘’bilinen aylar’’ (أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ ) olmasa idi. Allah niçin ‘’sayılı aylar ‘’ (أَشْهُرٌ مَّعْدوداتٌ)
diyebilecek yerde ‘’bilinen aylardır’’ (أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ ) diyor?..
Üstelik ‘’bilinen aylar’’ (أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ ) tabiri Arap diline göre ‘’on ayı’’ geçmeyen
bir tanımı ele alıyor. Peki yılın tümünde hac yapılacağını söyleyenler ‘’eşhur’’
kelimesinin sayısal değerlendirmesine göre yılın geride kalan iki ayını Kur’an’a nasıl
gösterecekler ve ayete nasıl yerleştirecekler? Onlar yılın tamamı iddiasını ortaya
atarlarken farkında olmadan yılı on aya indirmiş oluyorlar.
Buradan da anlıyoruz ki, onların amacı Allah ve Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve
sellem) itaat değil, nefislerine ve hevalarına itaat edip, dinde din adına fesat
çıkarmaktır.

( II )

Bazıları da Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Hicri 6.yılın Zilkide ayında
Umre’ye gidişini (Rasulullah’ın hadisinden hareketle) Hac olarak nitelendiriyorlar.
Diyorlar ki; eğer öyle olmasaydı, niçin yanlarında haccın bir menasikinden olan
“hedy”i alarak umreye gitmiş olsun ki?
Bu da bize gösteriyor ki, Hacc’ın Zilhicce ayında yapılmasını gerektirmiyor. Öyle
olsaydı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ilk umresine giderken Hacca
niyetlenmezdi.
Halbuki Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vakfe yapmadan ve şeytan
taşlamadan Mekke’den dönmüştü
Hatta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı kendileriyle götürdükleri
yetmiş kadar deveyi de kesip saçlarını kesip ihramdan çıktılar. Rasulullah’ın
(sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabının Umre”ye savaşmamak için gittiğini
biliyoruz. Hudeybiye sulhünün yapılıp Medine’ye dönülmesi on iki yahut yirmi gün
sürdüğü rivayet edilmemtedir.
Ertesi yıl Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı bu kez yaklaşık iki bin
kişilik bir sahabi topluluğuyla kaza umresi için tekrar Zilki’de’nin yine 6. Günü
Mekke’ye Umre kazası için yanlarında altmış ya da yetmiş deve olmak üzere yola
çıkarlar.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) her ihtimale karşılık savaş hazırlığını da
yaparak iki yüz kişilik bir birliği kafileden ayrı olarak hareket eden bir birliğin uhdesine
vermiştir. Silahları Mekke’nin dışında bir yere tutacaklar Bu birlik daha sonra gelip
umresini yapmıştır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabıyla birlikte
Umre’sini tamamlayınca kurbanlarını kestiler.

9

Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu umresine çıkışında Hacca niyetlenmeyi
söylemesi haccın belli bir ayda yapılamamasının gerektiğini delildir diyorlar.
Peki, sormak lazım Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Umresini yapamadan
döndüğü Hudeybiye gazvesi ile Kaza Umresi esnasında acaba Arafat’ta vakfeye
durmak ve şeytan taşlamak hakkındaki ayetler inmiş miydi?

 وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا 

(Âl-i İmran:97)
ayet-i kerimesi Hicri. Üç yılında inmiştir. Bazı müfessirler; “hicri beşinci yılda ve bazı
da yedinci yılda inmiştir demişlerdir. Bazıları da; “Hac Hendek gazvesi sonrası farz
kılınmıştır. Fakat müşriklerin gücü ve Müslümanları Hac’dan alıkoymaları sebebiyle
hacca gidilmemiştir” demişlerdir.
Mekke fethedildikten sonra, Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) hac izni
vermiştir. Onuncu yılda da kendisi haccetmiştir.
Dolayısıyla Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Umre’sini veya kaza
umresini, hac diye nitelemesi Haccı bir talimi olduğu içindi. Eğe Arafat’ta vakfeye
durmayı ve şeytan taşlamayı isteseydi, ya da kendisine o esnada farz kılınmış
olsaydı, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu Hudeybiye sulhünün maddeleri
arasında ısrarla yazdırmayı isterdi.
Allah’ Azze ve Celle’nin muradı Müslümanların zayıfken değil, yüzbinlerin hac
edeceği bir zamanda Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) haccı yaptırdı. Böylece
bütün Müslümanlara ve henüz İslamı kabul etmemiş olan müşriklere Hac ibadetinin
nasıl eda edilmesi gerektiğini öğretecekti.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ister Umreyi hac olarak nitelesin, ister umre
yapmış olsun, Hudeybiye günü ve kaza umresinden sonra neden Arafat’ta vakfeye
durmadıklarının illetini ve hükmünü açıklamamıştır. Yani vakfeden hiç söz etmemiştir.
Hâlbuki biz biliyoruz ki, Ebu Bekr’in (radiyallahu anhu) dokuzuncu yılda
Müslümanların Hac Emiri olarak tayin edilmesinden hemen sonra Hac ile ilgili gelen
ayetlerle birlikte Ali’yi (radiyallahu anhu) Mekke’ye Ebu Bekr’in ardından göndermiş
ve halâ o gün bile hacca gelen müşriklere Allah’ın Hac ile ilgili son hükmünü de
(Tevbe suresinin ilk 30- 40 ayetini) bildirmiş ve kendisi de bundan sonra haccetmiştir.
Haccı bütün yıla yaymak isteyenlerin ileri sürdükleri bu şüphelerin Kitap ve Nebevi
Sünnet’ten asla bir dayanağı yoktur. Hudeybiye vakasını ve kaza umresini delil
getirerek Hacc’ın diğer aylarda yapılabileceğine dair iddiaları ileri sürenler
unutmamalı ki zaten Zilkide Hac aylarındandır.
Onda yola çıkılıp ve Ka’be’ye varınca tavaf edilir ve Hac günü olan vakfe günü
beklenir. Peki, bu iddianın sahipleri Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem neden
kaza umresinde kurbanlarını kesip de Arafat’ta ve Muzdelife’de vakfeye durmadığını
da açıklayabilirler mi?

10

Madem ki Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize Allah’ın şeriatını ve Haccın
menasikini tashih edip öğrettiğine iman ediyorlar; buyursunlar Kur’an ve Sünnet’ten
bunun nedenini açıklayan şer’î bir delil zikretsinler. Sahabe o gün Rasulullah
(sallallahu aleyhi ve sellem) ne yapmışsa onlar da onu yapmışlardır. Üstelik
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Veda Haccı’nda bile Hudeybiye vakasında
ve kaza umresinde eksik bıraktıkları herhangi bir menasikten söz etmemiştir.
Böylece haccın yılın on iki ayında yapılmasını savunanları iddialarının ne kadar çürük
ve tutarsız olduğunu yakinen görmüş olduk.

Bir cevap yazın