Gerçek Din Allah Katında İslamdır

Son yıllarda, Bakara suresi 62. Maide 69 ve Hac suresi 17. ayet-i kerimelerden hareketle; Yahudilerin,Nasranîlerin ve Sabiîlerin; Allah’a ve ahiret gününe iman edip iyi işler işledikten sonra, cennete gireceklerinden söz eden ve Ben-i İsrail’in Arzu Mev’ud emellerine öncülük etmeye kalkışan ve Kur’an adına Kur’an’dan Rasule (sallallahu aleyhi ve sellem) iman etmeyi ve Ona itaati İman dairesinin ve erkanının dışına çıkaranlar artmıştır. Bu söz; bugüne kadar hiç bir Müslüman ilim adamının söylemediği bir sözdür. Vatikan ve Haçlı batı; İslam’ı ve Kur’an’I kuşatma altına alıp böylece İslam’ın bütün iman erkanını iptal etmek ve tevhdidin kalesini yıkmak istiyor. Rasululah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Kur’an’ın amansız düşmanları; önce Müsteşriklerin Kur’an’a dair yorumlarından yararlanarak, Dinlerin aslının birliği ve şimdi de “Dinlararası Diyalog” ve “İbrahimî Dinler” gibi bir saptırma stratejisiyle önümüze çıkarak, Yahudiliğin ve Nasranîliğin İman ilkeleri arasında bulunmayan bir iddia ile Müslümanları aldatmaya çalışıyorlar. Bu korkunç benlik eritme nedeniyle; Yahudiliği ve Nasranîliği de Allah’a iman dairesinde görme ve gösterme fitnesine kapılan bir çok akademisyen ve din adamı kisvesindeki zevat, İslam’ın erkanını “üç”e indirmektedirler. Çünkü bazı diyalog elçilerinin “Rasululah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) iman şartını rafa kaldırdıklarına dair sözler söyledikleri yayılmaktadır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dönemindeki Yahudilik ve Nasranîlik ne ise, bugünkü Yahudilik ve Nasranîlik te odur. Eğer o gün; bu iki muharref şeriat tavhid dairesinde olsaydı. Allah Azze ve Celle bu iki şeriatı ve ehlini kitabında küfr ve dalaletle kınamaz, bu iki “şeriat”ın da “İbrahimî” olduğunu söylerdi. Müslümanlardan bu sinsi projeye alet olanlar; Nasranîlik propagandasının önünde bir engel olmaktan çıkmışlardır. Hakeza aynı zamanda yeniden İslam topraklarını; demokrasi ve liberalizm (var olan bütün sistemlerin de onların mirası olması gibi) silahıyla ele geçirmeye çalışan III. Roma (ABD ve AB); Yahudilerin siyasî ihtiraslarının yansımalarını yumuşatmada ve çocuklarımıza Yahudi ve Nasranî kardeşliği felsefesi aşılamada çok tehlikeli bir rol oynamaktadır. Irak’ta, Afganistan’da ABD ve AB ülkeleri ve Nato ordularının, İslamı nasıl etkisiz kılmaya çalıştıklarını görmezden gelen bu basiretleri körelmişler, Allah’ın kitabı Kur’an’ı, fitnelerine alet etmeye kalkışıyorlar. Hatta kimileri de “İsevî Müslümanlık” gibi bir “dalalet sözü”nü ihdas ederek, şeytanın vesvesesine benzer bir vesveseyi, Müslümanlar arasında yaymaktadır. Nasranîler ve Çağdaş Haçlılar, ABD, İngiltere ve İtalya’da ya da İspanya’da olsun, Afganistan’a ve Irak’a asker gönderirlerken, ya Ordu kiliselerinde veya diğer sivil Kiliselerde; onlar için dua etmekteler ve İslamı şeytanın dini, Müslümanları da kafir Müslümanlar diye niteleyip bizimle savaşa gittiklerini açıkça söyleyebilmektedirler. Allah’a ve ahiret gününe iman ettiğini söyleyen Türkiye Müslümanları ise, ne Cumalarda ne Bayram Namazlarında ve ne de Teravih namazlarında; ABD’nin ve Nato’nun silahlarıyla can veren binlerce kardeşimiz için “bir kez” bile “Kunût duası”nda bulunamamışlardır. Politika, Camiyi ve dini ele geçirmiş ve içimizde kalan iman kırıntısını da yok etmeye ve köreltmeye çalışmaktadır. Onlarla, kardeşçe (!) “İsevî Müslümanlık” , “İslamî İsevîlik” fitnesini paylaşanlar eğer Müslümanlarsa, onların Kiliselerinde Irak’a ve Afganistan’a gönderdikleri askerlerine ettikleri duaların bir benzerini biz de kardeşlerimiz için yapalım, ondan sonra diyalogdan söz edelim! Yoksa edemez miyiz, Vatikan’da gizlice Müslüman olmuş ve İslam için çalışan kardinaller yalanı yüzünden? Kardeşlerime aşağıda bir çalışma sunuyorum, bu çalışmayı ellerindeki meallerle (Tabiî ki diyalog yalanına kaplımış kimselerin meallerinden değil..) ayetleri sırasına göre takip edip ayetlerdeki tertibe dikkat ederlerse, Kur’an’ın kimlerin cennet ehli olan Müminler olup olmadığını gözlerimizin önüne serdiğini göreceklerdir. Fakat illa da “şirk dinleri”ni İbrahimî görmek isteyenler varsa, onlar için duamız, Allah’ın onları birlikte haşretmesidir. Zira İbrahim (as) ne Yahudi idi ve ne de Nasranî idi. “İbrahimî Dinler” gibi bir niteleme; İslamı şirk dinleriyle denk tutmak ve şirki İbrahim’in (aleyhisselam) “hanîf dini”nin bir özelliği kabul etmektir. İslam Aleminin; dini, ahlakı ve yeryüzünde Kur’an’ın bu Ümmete gösterdiği görevi ve risaleti, tarihinden silmek isteyen Batılı stratejilerin Kur’an’a yönelik savaşları; Müslüman olduğunu söyleyenlerin te’villeriyle ve tahrifleriyle sürmektedir. Bu vesileyle Müslümanları uyarmak hepimizin vazgeçilmez görevidir. Bu ümmet, Sahabe’nin iman ettiği gibi, Kur’an’a iman eder ve onların imanı gibi bir imanla ve ilmle Kur’an’ı tefsir ederse; hidayete erecek ve Allah’ın izniyle; aşırı gidenlerin aşırılığından ve kendini İlme yamayanların intihallerinden ve saptırmalarından koruyabilecektir. Artık iş öyle bir dereceye vardı ki, hadislerin dinde ve Kur’an’ın tefsirinde bir hükmünün olmadığını söyleyenler bile Müftülük yapabilmektedirler. Bu Müslümanların nereye sürüklendiğini çok iyi göstermektedir. Selam ve dua ile…