Gelin Kendimizi Kur’an’a Arzedelim

Hadisleri Kur’an’a arztmeden önce gelin kendimizi Kur’an’a arzedelim

İslamî ilimler içinde “İsnad” ilminn, Cerh ve Ta’dil İlminin ne olduğunudan  ve bu Ümmetin haberleri asli kaynağına sahih bir şekilde nisbet etme ve kelimeyi şehadete şahidlik etmenin verdiği ahlakla, kendilerinine gelen ilimlerin tevsikini ve temellendirilmesini Dinden bilenler; “Bu İlim Dindir dininizi kimden alığınıza çok yi dikkat edin” diye bize bir miras bıraktılar.

Ancak Yunan felsefesi ve mantığından beslenen bazı dalalet mezheplerinin devamı niteliğinde olup hadisleri Kur’an’a arzetmeden ve Kur’an’la test etmeden ve sınamadan kabul etmeyeceklerini söyleyenler; dün bu ümmetin en cahilleri ve büyük bir fitne koparan taifesi olarak İslam ilim tarihinde yer aldıkları gibi, bugünkü izleycileri de aynı anlayış ve akide ile Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine ve hadislerine yaklaşıyorlar.

Halbuki bilselerdi ki, bu Dini bize getiren, canlarıyla ve mallarıyla Allah’ın kitabına en çok uyan ve O’nun Rasulü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O’nun Dinde koyduğı Sünneti’ni (nebevi Fıkıh) daha çok sevenlerdi..Bu ilmi,bize bunu Dinden bilerek ve Allah’a imanın bir gereği olan bir ciddiyetle getirmişlerdi onlar asla bu sözleri söylemediler..

Allah’ın dini uğrunda bu ümmetin en sadıkları oldukları ve hayatları Kur’an’ın bir nevi tercümesi olan sahabe ve onlara ihsanla uyan(Muhaddislerimiz, fakihlerimiz ve müfessirlerimiz sözün kısacası Dinde   imamlarımız) hadisleri ve sünneti Kur’an’a arzetmek yerine; en önce kendi sözlerini ve amellerini Kur’an’a ve Sünnete arzediyorlardı .

Onlar, Allah yolunda gösterdikleri bütün fedakarlıklarına, ilimde  ve akılda bizden daha üstün ve daha hayırlı olmalarına rağmen; başta sahabe olmak üzere, kimse ne Allah’ın Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında ve ne de sonrasında hadislerin güverenilirliğini tesbit etmek için hadisleri Kur’an’a arzetti ve arzetmekten de söz etti,

Aişe (radiyallahu anhha) ile Ömer ve Ali’den (radiyallahu anhuma) gelen bazı rivayetler; bu iddiada bulunanların değil. Sünnete ittibaı (uymayı) Dinden bilen bizlerin ve İmamlarımızın mezhebidir.

Hadisleri Kur’an’a arzetmeketen söz edenlerin bundan önce ne kadar Müslüman olup olmadıklarını ve Kur’an’da kaç ayetin İslamı üzere olduklarını Kur’an’a arzetmeleri gerekir.

İlim adamlarımız “İsnad” ilmi dururken, asla hadisleri Kur’an’a arzetmek gibi bir şeyden söz etmediler ve bunu hadislerin kabulü için”asıl” ve uyulması gereken en sağlam “kaide” görmediler.

Hadisleri Kur’an’a arzetmekten söz  edenler, kendisine hadisleri arzettikleri Kur’an’ın güvenilirliğini kimden almışlar ve kimler, onlara bu Kur’an’ı tahriften ve tebdilden selamette olarak getirmişler ki?

Şahidlerini yalanladığımız ve güvenilmez gördğümüz bir kitabın; sahihliğini ve Allah Azze ve Celle  katından değişmeden gelen bir kitap olduğunu nasıl söyleyebiliriz ki?

Kur’an’ı bize getiren insanların amellerini Kur’an’a arzettiğimiz zaman; onları, Kur’an’ın en sadık ve en güvenilir şahidleri olduklarını görürüz. Kur’an konusunda şehadetlerini kabul ettiğimiz bu insanların; hadisler konusundaki şahidliklerinil inkar edecek bir yolu, İslamda ilim almanın ya da hadisleri sahihlemenin en önemli “usul”ünden ve yönteminden olduğunu nasıl söyleyebiliriz ki?

Basit bir dünyalık mesleğin dahi çıraklığı var iken, acaba bu ilmi bize getiren insanların nasıl insanlar olduklarını, onların akılları ve ilimleri hakkında neden bizi aydınlatacak bir yolun ve ilmin olduğunu araştırmıyoruz da kendimizi cahil bıraktığmız gibi, adeta binlerce ve belki de milyonlarca insanın cahilleşmesini istiyoruz?

Hergangi bir meslek ve sanat hakkında belli ilkeler ve kaideler olmadan konuşulamayacağı bilinen bir gerçekken, söz konusu Din olunca nasıl aksi söylenebilir ki? Bu gibi durumlarda bile ancak ehlinin konuşması ve iş yapmasının gereğine inandığımız gibi, Dinde de ilim olmadan konuşulmaması gerektiğini Kur’an’dan ve de Kur’an’a imandan söz eden herkesin de bilmesi gerekir diye düşünüyoruz!

Bugün sabahleyin hayata gözlerini açan her Müslümandan ve belki de bu düşüncelere meyli olan kardeşlerden şunu istiyorum:

Bugün hayata nasıl başladığını ve hayatı nasıl değerlendireceğini veya değerlendirmeye tabi tuttuğunu, hayatının bu gün kü ilk saatlerinde rabbinin kitabı ile nasıl bir dostluk kurup kurmağına bakarsan anlarsın sanırım!.

ACABA HAYATIMIZA NASIL BAŞLADIK?

Bugün ne için varsın ve bugün kim olacaksın? HAYATINA; HEVAN, DÜNYALIK KAZANIMLAR VEYA ŞÖHRET UĞRUNA MI adımını atıyorsun; yoksa, yeniden üzerine ayak basacağın bir dünyaya Kur’an’la mı başlıyosun.?

Bugün Kur’an, senin hayatında nasıl bir yerde olacak?
Kur’an’a göre kim olduğunu, bugün kendine sordun mu? Kendini ne kadar Kur’an’a arzettin ya da Kur’an’ın iman ve rahmet dolu ikliminden gelen hayat verici esintilerinden ne kadar istifade ettin?

Özellikle, Bugün kaç hadis okuyup okumadığını sormayacağım.
Hayatında Kur’an yoksa, hadisin hayatında olmasının da bir anlamı zaten yoktur. Kur’anı yüceltmeyen ve Kur’an’ın bereketinden faydalanmayan bir hayatta zaten Sünnetin de yeri yoktur.

Bugünkü hayat yolculuğunda, Allah’ın şu ibretli sözünü hatırlayalım!” Nereye gidiyorsunuz?” [Tekvîr:36]
Evet nereye gidiyoruz?

Evet Kur’an’a göre ben kimim ve kaç ayetin Müslümanıyım?
Kur’an’â; hayatımı, sözlerimi, düşüncelerimi ve amellerimi arzettiğim zaman, “ben kimim? Acaba ben kendimi Kur’an’da tarif edilir buluyor muyum? diyebiliyor muyum?

Kalk ve Rabbinin seni cennete götürecek ve hayatını; iman ve takvayla donatacak,aklına ve kalbine sağlıkllı bir istikamet verecek ve bugün hayatının gıdası ve ömrünün bereketi olacak kitabını; temiz bir bedenle ve temiz bir niyetle ve faziletlerine de iman ederek abdestle oku!

BAKALIM HANGİ AYETLER; SANA RASULULLAH’IN (sallallahu aleyhi ve sellem) HADİSLERİNİ VE DE SÜNNETİNİ KENDİSİNE ARZETMENDEN SÖZ EDİYOR?
EĞER BÖYLE BİR AYET GÖRÜRSEN, BU FAKİRİ DE HABERDAR ETKİ CEHALETİNDEN VE YANLIŞINDAN KURTULSUN VE KUR’AN’IN EMRETTİĞİ (!) BU YOLA UYSUN!
EVET, HAYDİ HADİSLERİ VE SÜNNETİ KUR’AN’A ARZETMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ BİR KUR’ANA ARZEDELİM BAKALIM RABBİMİZ BİZE NELER SÖYLEYECEK?

Mehmet Emin  Akın – 29.01.2012 Pazar Sabah namazından sonra