EL-LEYS İBN SA’D İBN ABDİRRAHMAN EL-FEHMÎ’NİN İMAM MALİK’E CEVABÎ MEKTUBU

EL-LEYS İBN SA’D İBN ABDİRRAHMAN EL-FEHMÎ’NİN İMAM MALİK’E CEVABÎ MEKTUBU

( H. 94 /M.713-H.175 /791)

بسم الله الرحمن الرحيم

El-Leys İbn Sa’d’dan Malik İbn Enes’e,

Selamun aleyke;

Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a hamd ederek sözüme başlarım.

Emma ba’d;

Allah’a bize de sana da afiyet versin ve dünya ve ahirette akıbetimiz için ihsanda bulunsun.
Mektubun bana ulaştı. Sağlık içinde olman zikretmen beni çok mesrur etti. Allah da bunu sağlığını daim kılsın ve sana yardım ederek bu nimete karşılık sana kendisine O’nun in’amı vesilesiyle şükretmeyi bahşetsin.

Okuduğum kadarıyla seni sana gönderdiğim mektuplarımı okumak için buna zaman ayırmışsın ve bunu okuduğuna dair de her sayfaya mührünle mühürlemişsin. Bunun hepsi tamam olarak bize vasıl oldu.

Allah sana bu sunduğunun güzel amelden ötürü ecir versin. Bunlar senden bana gelen mektuplardır benim bundan maksadım senin bu mektupları incelediğini görmek be bu gerçeği görmekti. Mektubunda, benim sana yazdığım mektuplarımda yazdıklarımı değerlendirmen ve bunun başında da bana nasihat ediyor ve bu nasihatlarının benim nezdimde bir makama ve yere konulmasını arzuluyorsun.

Bunu yapmana engel olan şeyin senin benim hakkımda güzel olan bir zanna sahip olmandı. Ancak ben bunun misli bir meseleyi senin müzakere etmemiştim. Mektubunda da zikrettiğin gibi, benimle ilgili sana ulaştığına göre ben sizin yanınızdaki âlimlerin üzerinde ittifak ettiklerine aykırı fetva veriyormuşum, bunun içinde benim verdiğim fetvalarda kendin nefsime i’timad ettiğim endişesiyle nefsimin -azaba-uğramasından korkmam gerektiğini hatırlatıyorsun.

Hakeza insanların- âlimlerin -Medine ehline- oranın Hicret diyarı olması ve Kur’an’ın orada nazil olması sebebiyle uymakla yükümlü olduğunu yazmışsın. İnşaallah zannım odur ki yazdıklarında doğruyu söylüyorsun.

Bu yazdıkların da kalbimde olması gereken yere konulmasını sevdiğin gibi hakettiği yeri buldu.
Kendisine ilim nisbet edilen âlimler arasında; fetvaların Şaz olanlarından ve Medine ehlinin fetvalarını üstün kılma ve Medine ehlinden geçmiş olan âlimlerin sözlerini alma ve üzerinde ittifak ettiklerine uyma hususunda benden daha çok nefret eden bir kimseyi görmüyorum.
El-Hamdulillah Rabbi’l-Âlemîne La şerîke lehu.

Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı arasında kendisine Kur’an’ın nazil olması ve Allah’ın onların kalbi ve amelleri ve insanların onlardan sonra onlara uymakla mükellef oldukları hakkında ilmine dair söylediklerin gerçekten de zikrettiğin gibidir.)

Ancak Allah Azze ve Celle’nin;

وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
(Tevbe:100)

O ilk ve sebk ehli olanların çoğu Allah yolunda ve O’nun rızasını elde etmek için cihada çıktılar, ordular hazırladılar ve insanlar onların davetleri üzerine onlara katıldı. Aralarında Allah’ın kitabını ve Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetini izhar ettiler ve bildikleri hiç bir ilmi gizlemediler.

Böylece onlardan her bir ordunun askerleri kendi aralarında Allah’ın kitabı ve Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Sünnetinden bildikleriyle amel ettiler ve onlardan bu ilimden bildiklerini asla ketmetmediler.

Durum gerektirince de Kur’an’ın ve Sünnet’in onlara tefsir etmediği re’ylerini doğru olup olmadığını kendi aralarında ictihad ederek tartışıyorlardı bunda Ebu Bekr, Ömer ve Müslümanların kendilerine İmam olarak seçtikleri de dahil onların bu ictihadlarını sağlamlaştırıp amel edilir hale getiriyorlardı. Bu üç sınıf da ne kendi nefislerini helak ediyor ve ne de onlardan gafildiler. Üstelik Din’in emrinden olanı ikame etmek için en kolay meseleleri bile ve kesinlikle Allah’ın kitabına ve Rasulü’nün Sünneti’ne muhalefet etmekten de sakındırıyorlardı.

Onlar Kur’an’ın tefsir ettiği ve Nebi’nin de (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisiyle amel ettiği veya kendilerinin de üzerinde bir araya geldikleri hiç bir şeyi terk etmediler ve aynı zamanda da onu öğrettiler.

Onlara Ebu Bekr, Ömer ve Osman zamanında Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabından bir “emr”geldiğinde Mısr, Şam ve Iraklılar hemen onunla amel ederlerdi. Bu onların ruhu kabzediliceye kadar yani hayatta oldukları sürece böyle devam etti.

Bunların hiç birisi,bundan başka bir şeyi emretmedi. Bu sebeple biz asla Müslümanların ordularına geçmişte Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabından olan seleflerinin ve tabiunun ve alimlerimizin çoğunun dünyadan ayrıldıktan sonar geride kalıp da selefimize benzemeyen hiç bir kimsenin bugün onların işlememiş oldukları herhangi bir şeyi ihdâs etmelerinin caiz olduğunu doğru görmeyiz.

Buna ragmen Allah’ın Rasul’ünün (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı kendi aralarında bir çok şeyin fetvasında ihtilafa düştüler; eğer ben bunları bildiğinizi bilmese idim bunu size yazardım.
Allah’ın Rasulü’nünün ashabından sonra tabiun kendi aralarında Said İbnu’l- Müseyyib ve akranları arasında olduğu gibi şiddetli ihtilaflara düştüler.
Daha sonraları onlardan sonar gelenler de kendi aralarında ihtilafa düştüler. Biz bunlara Medine’de ve diğer yerlerde şahid olduk.O gün fetvada onların reisleri, İbn Şiâb, Rebia İbn Ebî Abdirrahman (rahimehumallahi) idiler.

Bu hilafların en meşhuru, Rebia’nın -Allah’ın onun hatasını affetsin- önceki ictihadların bazısına karşı ettiği muhalefetti. Bunların bazısında sen de vardın ve ben bu hilafların bir kısmında şahid olarak vardım. Dolayısıyla Senin ve Medine ehlinden yaşlı alimlerin; Yahya İbn Saîd, Ubyedullah İbn Ömer ve Kesîr İbn Ferkad ve daha ondan çok yaşlı olan nicelerinin onun hakkındaki sözlerinizi işittim. Hatta öyle ki, onun bu hilafından kerahetin sebebiyle onunla meclisini ayırdın.

Sana zikrettiğim gibi sen, Abdulaziz İbn Abdillah da dahil Rebîa’yı ayıpladığımız bazı hususlarda ikiniz de bana muvafakat etmiş ve onun sözlerinden inkâr edip hoşlanmadığımdan siz de hoşlanmadığınızı söylemiştiniz.

Buna rağmen, Allah’a hamd olsun Rebia’nın yanında çok hayr var, ondaki “akl” çok asîl bir “akl” belîğ bir lisan ve kimsenin görmezden gelemeyeceği bir fazilet ve İslam’da ittihaz edilen çok güzel bir yol, kardeşlerinin hepsine karşı sadık ve bize de hususî bir meveddeti vardı. Allah ona rahmet eylesin, onu bağışlasın ve amelinini en güzeliyle onu cezalandırsın (mükfatlandırsın)

Tercüme: Mehmet Emin Akın

(10.02.2017)

Bir cevap yazın