Ebu Hanife’nin Talebesine Vasiyyeti

Ebu Hanife’nin (rahmetullahi aleyhi) talebesi Yusuf İbn Halid Es-Semti’ye (* Ö.182) Vasiyyeti

Ebu Hanife (rahmetullahi aleyhi) bana dedi ki: Gitmeden önce, sana öyle bir vasiyette bulunmak istiyorum ki; ona insanlarla ilişkinde, ilim ehlinin mertebelerine göre davranmada, nefsin terbiyesinde ve insanların yönetilmesinde sana siyaset öğretsin ve ayrıca yakın dostlarınla ve halk olan ilişkilerinde sana yol göstersin, halkın genelinin işlerini görmede sana yardımcı olsun, ta ki, Sen ilminle yola çıktığında; bunda sana faydası olacak bir alet olsun! Bunu daima güzelleştiresin ve onu çirkinleştirmeyesin! Muhtaç olduğunda sana hayrı dokunsun!

Bil ki; Sen ne zaman insanlara karşı kötü davranırsan, onlar da sana kötü davranırlar, velev ki onlar senin baban ve annen de olsalar. Ne zaman da onlara iyi davranırsan, onlar seni akrabaların olmasalar da senin anne ve baban imiş gibi olurlar.

Sonra bana dedi ki:

Sabret, hatta sana içimde olanları dökeyim, senin için lazım olan himmetimi derleyeyim ve sonradan bana teşekkür edeceğin işleri sana bildireyim. Beni bunda muvaffak kılacak olan ancak Allah’tır.

‏Ben şöyle düşünüyorum; sanki senin Basra’ya girdiğini; orada bize muhalif olanlarla karşılaştığını ve kendini onlardan makam olarak daha üstün gördüğünü, ilminle onlara dil uzattığını, ve onlarla bir araya gelmeyip onlarla olan âdâb-ı muaşeretinde içine kapandığını onlara muhalefetin sebebiyle onların da sana muhalefet ettiğini, onlardan yüz çevirmen sebebiyle de onların da senden yüz çevirdiklerini, senin onlara kötü dil kullanman sebebiyle, onların da sana kötülükle dillerini uzattıklarını, senin onları sapıklıkla suçladığını, onlarında bu vesileyle seni sapıklıkla ve bid’at ehli olmakla suçladıklarını,böyle olunca da senin onlardan ayrılmak zorunda kalıp onlardan kaçtığını, görüyor gibiyim.

Bil ki, bu gerçek anlamda “akletmek” değildir. Çünkü Allah’ın insanların şerrinden kendisini kurtarıncaya kadar, idare edilmeleri gereken kimseleri, idare etmesini bilmeyen akıllı kimse değildir.

Sen Basra’ya girince; insanlar seni karşılamaya gelecekler  ve seni ziyaret edecekler ve senin hakkını teslim edecekler. Onlardan sana gelen her insanı hak ettiği makam koy!

Şeref ehli olanlara ikramda bulun, ilim ehlini de ta’zim et. Yaşlılara saygı göster, hadiselere yumuşaklıkla yaklaş ve halkın umumuna yakınlık göster, facirleri idare etmesini bil, hayır sahibi olanlarla dostluk kur. Sultan’a karşı gevşeklik gösterme.

Hiç kimseyi hakir görme, haysiyetini korumada da asla kusur gösterme! Sırrını kimseye açma, bir kimsenin de dostluğunu sınamadan ona güvenme. İnsanları aşağılayan ve düşük ahlak sahibi olanlarla da dost olma.          Yaptığında münker olarak görülen hareketleri işlemeye kendini alıştırma!

Sen sen ol, aklı zayıf olanlara gevşek davranma! Sakın ola ki, bu gibi insanların davetini kabul edesin ve onlardan hediyeler alasın!

İnsanlara akıllıca ve sabırla, güzel ahlakla, yürek genişliği ile davranasın. Sen sen ol, insanlara tahammül etmesini bil! Daima elbiseni yeni tut ve her zaman iyi bir binek edin, güzel koku sürün!

Kendine zaman ayır ki, bu sürede ihtiyaçların göresin. Akrabalarının haberlerini sor, onları edeplendirmede ve onların ahlakını güzelleştirip eksikliklerini giderme de onlara yardımcı ol! Bunda da yumuşak huylu ol, çokça onları kınamaktan vazgeç, yoksa seni yalnız bırakmaları kolay olur! Onları terbiye etmede doğrudan kendin müdahale etme, başka vesileler edin! Bu senin halinin iyi olarak devam etmesi için çok gereklidir.

Namazlarını vaktinde kılmaya özen göster, insanlara yemeğinden yedir, zira şunu iyi bilesin ki, cimri kimse hiçbir zaman bir kavminin efendisi olamaz. Senin, için daima insanların haberlerini sana nakleden dostların olsun. Böylece; ne zaman bir fesadın yayıldığını duyarsan, onu ıslah etmeye koşarsın ve ne zaman da insanların ıslah olduğunu bilirsen, ıslaha yönelik arzun ve senin insanlara yardım etmen çoğalır..

Seni ziyaret edeni de etmeyeni de ziyaret et. Sana iyilik edene de kötülük eden de iyilik et. Bağışlayıcı ol, marufu emret, seni ilgilendirmeyen şeyi de görmezden gel! Sana eziyet veren her şeyi terk et. İnsanların haklarını yerine getirmede aceleci ol.

Kardeşlerinden kim hastalanırsa hastalanasın, onu bizzat kendin ziyaret et. Ve Onlara seni temsilen insanlar göndermeyi adet edin. Onlardan uzun zaman görmediklerinin hallerini sor. Onlardan birisi seni ziyaret etmekten geri durursa, sen onu ziyaret etmekten geri durma. Sana cefa edeni de ziyaret et. Sana gelene ikramda bulun. Sana kötü davranana ve senin hakkında çirkin sözler söyleyene iyi davran ve onu bağışla ve onun hakkında konuştuğunda da iyilikle konuş.

Onlardan birisi ölürse, onun senin üzerinde olan hakkını yerine getir. Onlardan kim sevinçli bir günündeyse, onu bu sevincinden ötürü tebrik et. Onlardan kimin başına bir musibet gelmişse, onun da musibetini hafifletici bir davranışta bulun. Onlardan kimin başına acı bir olay gelmişse, onların acısını duy ve bunu onlarla paylaş!

Onlardan kim; bir hayr işinde sana destek verirse, sen de ona destek ver. Onlardan hangisi, senin yardımını isterse ona yardım et. Onlardan kim bir zorlukla karşılaşmışsa ona elini uzat.

Gücün yettiği kadar insanlara sevgi göster. Kötülük işleyen ve (insanlara dil uzatan) kimselere de olsa onlarla karşılaşınca selam ver.

Ne zaman, herhangi bir mecliste ya da bir Mescidde; bu kötü ahlaklı insanlarla bir araya gelirsen ve aranızda da bir tartışma ve ihtilaf söz konusu olursa, onların hilafına bildiğini meseleyi ortaya çıkarma!

Eğer bu konuda sana bir şey sorulursa, onların bildikleri mezhebe göre onlara haber verirsin. Ondan sonra, bu konuda şöyle şöyle görüşler de var dersin. Bu sözün de hücceti şudur dersin.

Onlar seni dinler ve senin ilimdeki makamını bilir ve seni takdir ederlerse, o zaman; onlardan sana gelen her bir kimseye yanında bulunan ilimden bir kısmını öğret ki, o da bu ilimle meşgul olup onda tefekkürde bulunsun. Bu kimselere daima, ilmin açık seçik olanını öğret, inceliklerini değil.

Zaman zaman onlarla bir araya gel, onlarla şakalaş ve bir diğer zamanda onlarla sohbette bulun: Bu onların seni sevmelerinin yolunu açar ve ilme daha çok sarılmalarını sağlar. Bazen de onlara yemek ver. Onların zellelerini görmezden gel. Onların ihtiyaçlarını gör. Onlara müsamahalı davran ve yumuşak ol!

Onlardan hiç birisine dar gönülle ve yüksek sesle kızarak bağırma! Onlardan birisi imiş gibi ol! Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan insanlara da öyle davran! Kendi nefsin için razı olduğuna, onlar için de razı ol. Nefsini koruyarak kendi nefsine yardımda bulun ve nefsinin hallerini gözetle. Rahatsızlık ve şerleri tahrik etmekten nefsini koru.

Sana bağırarak karşılık verene, sen de bağırarak karşılık verme! Seni dinleyeni sen de dinle. İnsanlara, sana yüklemediklerini yükleme. Onlar kendi nefisleri hakkında neye razı olmuşlarsa sen de ona razı olmasını bil. Daima onlara hüsn-ü zanla davran. İnsanlara karşı daima sadık ol. Kibirlenmeyi şöyle alda bir kenara at. Sen sen ol, insanlara hiyanette bulunma, velev ki onlar sana hiyanette bulunsalar dahi.!

Sana hiyanette bulunsalar da, insanların emanetini yerine getir. Vefakâr ol. Takvaya sarıl, diğer dinlerin sahiplerine, seninle nasıl muamele ediyorlarsa öyle muamele et.

Eğer sen, bu vasiyetime sımsıkı sarılırsan, bununla selamete ereceğini umarım. Sonra bana dedi ki: Bilesin ki, senin ayrılığın bana gerçekten hüzün veriyor fakat eğer sen, bana yazacağın mektuplarla beni kendin hakkında bilgilendirirsen bu da benim seninle olan ünsiyetimin devam etmesine sebep olacaktır.

Ne zaman bir ihtiyacın olursa bana bildir. Öyleyse, benim bir oğlummuş gibi bil kendini ve beni de kendine bir baba imiş gibi bil.

(*) İmam eş-Şafiî’nin (rh.a) hocalarındandır. İbn Mace, ondan hadis tahric etmiştir. ez-Zernûcî, bütün ilim talebelerini İman Ebu Hanife’nin bu vasiyetini mutlaka okumalarını gerektiğini söylemiştir.